Pek çok etkinliğin yapıldığı bir “Vakıflar Haftası”nı geride bırakmak üzereyiz.

Diyanet ışleri Başkanlığı’nın, Kutlu Doğum Haftası’nı her yıl farklı ve önemli bir ana temayla gündeme getirmesi gibi; Vakıflar Genel Müdürlüğü de merkez ve taşra teşkilatıyla birlikte, eski-yeni bütün vakıfların ve halkımızın da desteğiyle Vakıflar Haftası’nı en güzel bir şekilde –ve bir ana konu etrafında– kutlamaya çalışmaktadır.

2006 yılında “Vakıf Medeniyeti” ana temasıyla gündeme getirilen Vakıf Haftası, bu yıl “2007 Vakıf Medeniyeti Çevre Yılı” ana vurgusuyla kutlanmaya başlandı.

7–13 Mayıs 2007 tarihleri arasında yapılan etkinliklerde halkın dikkatleri Çevre konusuna çekilmeye çalışıldı.

Vakfetme olayı, kişinin kendisine ait olan bir mülk ve değeri –sadece Allah rızası için ve hiçbir karşılık beklemeksizin– mülkünden çıkarıp mülkiyetini Allah’a ve yararını O’nun kullarına tahsis etmek olduğuna göre bu anlayıştan beslenen ve kaynaklanan çevre yaklaşımı da çok farklı olmalıdır.

Gerçekten de, kâinata Allah’ın büyük bir tanıtıcısı ve O’nun isimlerinin tecelligahı gözüyle bakan kişinin kâinatla olan ilişkileri çok anlamlı olur.

Kendi dışındaki insanlara ve diğer varlıklara yeryüzü beşiğindeki kendi ortakları ve dostları nazarıyla bakan bir insanın sevgi ve şefkatten yoksun kalması düşünülemez.

Bu ruhu taşıyan bireyin; ağaca, yeşile, suya ve ormana bakışı çok değişiktir. Onun anlayışında her birisi Allah’ın birer sanatı olan bütün bu varlıklar ve daha niceleri kendisine emanet olarak tevdi edilmiş; kendi hizmet ve istifadesine sunulmuş ve onları şükür içerisinde korumakla mükellef kılınmıştır.

Bu anlayışta küresel ısınmaya sebebiyet verecek israf yoktur; bu anlayışta hafriyat atıklarının gelişi güzel saçılması söz konusu değildir; bu anlayışta komşuyu rahatsız edecek gürültü kirliliği düşünülemez; bu anlayışta –sırf kendi menfaati doğrultusunda– tabiata müdahale etmek mümkün değildir; bu anlayış sahibinden ekolojik dengeyi bozucu faaliyetler beklenemez; bu anlayışta bencillik yoktur.

Yaratılanı, Yaratan’dan dolayı sevme duygusunun hâkim olduğu bu ruhta; saygı ve şefkat esastır. ınsana olduğu gibi; hayvana da, bitkiye de, canlı-cansız her mahlûka da şefkat etmek ve saygılı davranmak temel prensiptir.

Yaş kesmeyi baş kesmekle eş değer gören; gölün, denizin, toprağın ve suyun korunmasını esas alan ve konuda çözüm ve öneriler üretip tedbir alan bu anlayış doğrultusunda nice medeniyetler inşa edilmiş ve nice güzel örnekler sergilenmiştir.

Bu anlayıştan uzak kalmanın ya da ihmal etmenin bir sonucudur ki, yeşilden, sudan, topraktan ve estetikten yoksun bırakılan nesiller hırçınlaşmış; beton yığınlarının sıkıcı ortamında büyüyerek ufku daralmış ve birkaç metre ötesini göremez hale gelmiştir. Bu beton yığınları, beraberinde yalnızlığı ve kimsesizliği getirmiş ve insanların sözlüğünden komşu sözcüğünü silmiştir.

Temizliği inancın önemli bir parçası gören; yeşili nerdeyse kutsayan; ağaç ekmeyi kıyametle birlikte bile devam ettiren; denizin kenarında ve ibadet amaçlı kullanım için bile olsa israfı yasaklayan… bir anlayışın ürünü olarak, bütün varlıkların varlığı ve sağlığı en ince detayına kadar düşünülmüş ve bu alandaki süreklilik, bu ruhu taşıyan müesseselerle sağlanmıştır.

şanlı ve imanlı geçmişimizi daha bilinçli tanımak ve örnek almak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.