Urfa müziğinin yanık türkülerini insan duyunca duygu seline kapılır. Türküler; sevgiyi, hasreti ağıtlaştırdıkları kadar, kahramanlığın, vatan sevgisinin birer destanı gibidirler. Halkın yaşam biçimini yansıtırlar. Kimi zaman mutluluğa atılan adım, kimi zaman kederin derin kuyusudur. Yıllar var ki bizlerle büyüyün bu türkülerin, kimi zaman hızını almayıp mısra mısra cinsellikten nasibini aldıklarını görüyoruz. Bu yalnız bölgemiz ve ilimiz için değil tabi, tüm ülke sathında bu böyledir.

Toplum istediği kadar dindar geçinsin, istediği kadar aşiretin baskısı altında olsun, aşiretin yapısından doğan gelenek ve göreneklerin uygulamasında olsun “töre” deyip girdaplarda boğulsunlar, sohbetlerinde, fıkralarında, türkülerinde hep cinsellik vardır ve cinselliği çağrıştıran sözler hep konuşulur. Cinsellik toplumumuzda dokunulmaz bir tabu gibi sır gibi örtünmek istenirse de; ulu orta konuşmalarda, bir nevi cinsel doyum tutkusu olan fetişizm seslendirilir.

Toplumda hüküm süren bağnazlık, muhafazakarlık içinde bile göndermelere rastlanır. Her fırsatta mutaassıp olduklarını dile getirirlerse dahi, erotizm; erkekli toplumlarda daima vardır ve kahkahalarla sesli bir şekilde, olağan bir şeymiş gibi dile getirilir. Öyle an gelir ki, haya, hicap, ar perdesi kalkar. Yazıda ifade edilmeyen bu tür sözler türkülerde daha rahatlıkla hayata geçer.

Gençlik yıllarımızdan beri hatırladığım bir türkü var. “ığne attım tarlaya / pırıl pırıl parlaya/ kız oğlanın koynunda / ah dedikçe terleye…”hala söylenir. Kimi zaman müstehcenliği gitsin diye bazen buna yeni söylemler eklense de herkes payına düşeni alıyor.

Türkülerle devam edeyim. Al eyvana yatak sermiş yumuşak/ emmimoğlu koynuma girdi bir uşak/ öpmesi yok, sevmesi yok konuşak/” bu türküyü söyleyen bir kadın ise “emimoğlu”, türküyü söyleyen bir erkek ise sözleri “emim kızı” olarak değiştirir.

Cinsellik ve cinselliği çağrıştıran sözler, fıkralar ve türküler ne kadar saklı tutmak istense de günlük yaşamla içselleşmiş, hayatın bir parçası gibidirler. Bu türküleri rahatlıkla kadınlar ve erkekler birlikte dinlerler. Belden aşağı tabir edilmese bile ondan geri kalan yanları da yok

Türkülerimizde hep bir resim çizilir. Bu resim kimi zaman dünyalar güzeli bir kız kimi zaman Yusuf yüzlü bir erkektir. Türkülerin öyküsü bilinmez, niçin, neden yazılmıştır sorusuna cevap aranmaz, bilinse de söylenilmez. Ama o isimler ve o ismi Türküye geçen gencin ailesi memleketi çoktan terk etmiştir.

Bir Pala Remzi’nin senaryosu kendi içindedir. “Ağam Süleyman, ağam olasan Ömer, aman eşref” bunlar gibi daha nice türkü gizemini korumaktadır. Hayrettin abe türküsüne gelince sözlerini siz değerlendirin.. “Elleri pamuk/ saçları sarı / gözleri mahmur/ canım sana kurban Hayrettin abe.” Kim ne söyleyebilir ki…

Türkülerde en çok dile getirilen ve kadının dikkat çekmesine neden olan göğsüdür. Bu da türkülere “meme” olarak geçmektedir. “Dam üstünde un eler / tombul tombul memeler/ memeler baş kaldırmış / kavuşmuyor düğmeler” deyip söylenen oynak türkü televizyonlarda izleyicileri ne hale düşürdüğünü görüyoruz.

Türkülerimizde meme çokça yer alır. Sıradan bir şeymiş gibi söylense de edepsizce bir söylemdir dersek yeridir. Meme çocukluktan genç kızlığa, kızlıktan kadınlığa geçişi simgeler. Gelin derken anadır. Alır bebesini kucağına, olur olmaz yerde emzirmeye başlar. Göğsünün görünmesi onun için çok önemli değildir. O artık evli bir kadındır ve çocuğunu emzirmektedir. Bu davranış özellikle kırsal alanda çok yaygındır.

Kulaktan kulağa yayılan bir hikayedir. Yıllar önce Mukim Tahir adındaki Urfalı türkücü ıstanbul’a radyo evine türkü söylemeye gider. Ona göre en iyi giysilerini giymiştir. şalvar, puşu, kırk düğme yelek vs. Giysileri, kıyafeti, bıyık ve saç yapısıyla orada çalışan bir bayana tuhaf gelir. Onun türkücü olduğunu duyan bayan “bu kuyrukludan türkücümü çıkar” diye alay eder. Mukim Tahir kızın o küçümseyici bakışları arasında adını öğrenir, sonra bıyıklarını parmakları arasına alıp sıvazlar ve başlar türküye. “Kırmızı kurdelem/ kör olasan eminem / indim derelerine/ sırma bıyıklarımı sürem nerelerine” derken hızını alamayan türkücü, nakarat kısmında “sırma bıyıklarımı sürem memelerine” deyip Emine’yi çileden çıkarır.

Bu şekilde söylenmiş çok fazla türkü var. Hepsini yazmamıza olanak yok. Gönül ister ki türküler de haya hicap yerleri aleni söylenilmeseydi. ımgesel bir çağrışım, simgesel bir yakıştırma daha güzel olurdu sanırım.

Türkülere çizilen simalar, resim gibi her sokak ucunda biriyle bakışır. Caddelere çıktığımız da o gözler, o endam, dalgalı saçlar hep birileri tarafından aranır. Türkülerle yaşam çok farklı olduğunu bilmemize rağmen o türküler dilde kimi zaman mırıldanarak kimi zaman hafif sesle mesaj oluverirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.