
İbrahim Halil Okuyan
6 Mayıs 2011
Öncekigünkü yazının devamı…
Ve Şeyh Uceymi Sadun Paşa’nın bu direnişi karşısında artık pes diyen İngiliz’ler,
Şeyhe karşı ünlü casusları Lawrence’i devreye sokarlar.
Lawrence’ın görevi şeyhin, hangi şartlar altında Müslüman Osmanlı askerini terk edeceğini öğrenmektir.
Lawrence, İngiliz yanlısı Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ı,
Şeyh Uceymi Sadun Paşa’nın yanına göndermek ister.
Emir Abdullah, bu vazifeyi kabul etmek istemez zira
Şeyh Uceymi Paşa’nın hiçbir şekilde böyle bir teklife yanaşmayacağını bilmektedir.
Ancak Lawrence’ın ve babasının ısrarı ile Şeyh ile temasa geçer. Şeyh’e, “Türklere ihanetinin bedeli olarak Irak Krallığı ve 150.000 dönüm toprak” teklif edilir.
Ancak Şeyh, bu ahlaksız teklifi de aynı kararlılık ve sertlikle reddeder.
Bağdat topraklarının Şeyhi Uceymi Sadun Paşa,
Lawrence’ın gönderdiği teklife aynen şu sözlerle karşılık verir.
“O hain elime geçmesin.
Bir insan sadakati bilmeyebilir.
Fakat kendi ihanetini başkasında düşünmesi için bir sebep lazımdır.
Ona bir gün böyle bir teklifi bana yapabilme cesaretini nereden bulduğunu soracağım.”
Şeyh Uceymi Sadun Paşa’ya, onun bu büyük vefasını hayranlıkla izlemiş olan Sultan Mehmet Reşat tarafından Osmanlı Nişanı verilir.
Şeyh Uceymi Sadun Paşa; Türk ordusu Irak’tan çekildikten sonra da Osmanlıya bağlığını sürdürecek, İslam âleminin ortak düşmanına karşı direnişe devam edecek ve İngilizlere karşı çete savaşları örgütleyecektir.
Ve tarihler 15 Haziran 1919’u gösterdiğinde,
Şeyhin bu kahramanlık
Ve Osmanlı’ya olan sadakatini iyi bilen Mustafa Kemal,
Şeyh Uceymi’ye şifreli bir mektup yazacaktır.
“İslam âleminin iki gözbebeği olan Türk ve Arap milletlerinin ayrılması iki tarafta da zafiyetlere sebep oldu.
Ümmet-i Muhammed için şanlı bir halde buna karşı el ele Vererek “Ümmet-i Muhammed’in Hürriyet ve İstiklali” uğrunda Mücadele eylemek bizler için farzdır.
Kâfirlere karşı yapmış olduğunuz cihatta,
Kültürümüzü korumak ve ırkçılığa karşı verilen mücadelede Sizin her zaman destekçiniz olup yanınızdayım.
Bu konuyu 13. Ordu Komutanlığı ile görüşmenizi ve görüşünüz İçin yüce şahsınıza sunup gereğinin yapılmasını arz eder, Saygılarımı sunarım.”
Mustafa Kemal Paşa
Uceymi Paşa, Musul’a kadar çekildikleri tarihlerde,
Musul’daki birliklerde İngiliz bayrağını görünce Atatürk’e bir telgraf yollar.
“Biz buralarda savaşı kaybetmedik ki, niye İngiliz Bayrağı asılı” diye.
Sonuçta, 20. yüzyılın petrole bağlı yeni güç dengeleri kazandı ve bütün Ortadoğu parçalandı.
Şerif Hüseyin ve diğer ayrılıkçı Arap liderleri,
Savaş boyunca kendilerine vaat edilen bağımsız “Büyük Arap Devleti”’nin bir kandırmaca olduğunun farkına vardılar.
Ama Basra, Bağdat, Musul, Kerkük gibi şehirler Anadolu’dan uzak düşmenin hasretini ve acısını hiç dindiremedi…
Süleyman Askeri’nin,
Halil Paşa’nın,
Uceymi Sadun’un,
Özdemir Bey’in Irak’ı ise Dicle ve Fırat’ın Anadolu’dan akıttığı suyla bu hatıraları hala bağrında besliyor.
Kut’ül Amare’de,
Şuaybe’de,
Telafer’de toprağa düşen şehitlerimiz ise,
Vatan ve onur için ölümsüzlüğe kavuşmanın huzuru içinde yatıyorlar…
1.Dünya Savaşı’nda Türklere ihaneti karşılığında teklif edilen Irak Krallığı’nı reddeden ve 150 bin dönüm toprağını Irak’ta bırakan Uceymi Paşa, 5 Haziran 1920’de Mardin’e gelecektir.
Genelkurmaya başvurarak, Kurtuluş Savaşı’nda adamlarıyla birlikte Fransızlara karşı mücadele etmek isteyecektir.
Iraklı Şeyh, Urfa’nın kurtuluşunda aktif rol oynayacaktır.
Şeyh Uceymi Paşa’nın İslam birlikteliğine olan inancı ve sadakati, Cumhuriyet kurulduktan sonra unutulmayacaktır.
İlk TBMM, Şeyh ve akrabaları için Şanlıurfa‘da 14 köyün bağışlanmasını görüşerek, bunu hemen kabul eder.
Uceymi Paşa’nın akrabalarından çoğu Irak’a geri dönmüştür,
Bu nedenle Şeyh Uceymi Sadun Paşa,
14 köy arazisinin fazla olduğunu,
Kendisine ve yanında kalan akrabalarına bir köyün yeteceğini söyler.
İşte bu köy, Urfa Germüş Köyü’dür…
Şanlıurfa il merkezinin
Ermenilerden kalma bir köydür.
Bu günkü ismi Dağeteği Köyü’dür.
Şeyh Uceymi Sadun Paşa, daha sonra Urfa’da evlenir.
1934 yılında çıkan Soyadı kanunundan sonra Sümer soyadını alır.
Kızı Mübine Sadun ve oğulları İsa Sümer ile Abbas Sümer bu evlilikten doğacaktır.
Kendi çocukları çiftçilikle uğraşırken,
En yakın adamlarından Şüleyde’nin çocuklarının hepsini okuttu.
Biri Hacettepe Üniversitesi’nde Ortopedi profesörlüğünden Emekli Prof. Nasır Özdemir,
Diğeri Cumhuriyet Savcısı Şükrü Özdemir,
Bir diğeri de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Profesörü
Hasan Özdemir‘di.
Onlar Şeyh Uceymi’nin Türkiye Cumhuriyeti için okuttuğu insanlardı.
Osmanlı’ya daima bağlı kalan yüreği onu buraya kadar getirirken, Osmanlı’nın son, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tüm acı ve sevinçlerimize ortak olur.
Uceymi Paşa, İngilizlere karşı verdiği bu büyük mücadele ile tarihe kaydedildi.
Öyle ki İngilizler Uceymi Paşayı yıllar sonra bile unutmadılar.
Ve 1943’te ikinci dünya savaşı sırasında Adana’ya gelen İngiltere Başbakanı Winston Churcill,
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşmesi sırasında Uceymi Paşa’nın kendilerine teslim edilmesini istemişti.
İnönü bu teklifi reddetti.
1958 de Ankara’ya yerleşir.
Ölürken başucunda,
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra kendisine gönderdiği,
Üzerinde ‘Mücahidi Muhterem Uceymi Paşa Hazretleri‘ne.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal’ yazılı resmiyle,
Irak çöllerinde kendisiyle savaşan arkadaşı General Kenan’ın fotoğrafı vardı.
Bu iki insana büyük bir sevgi duyuyordu.
29 Ekim 1960’ta, 73 yaşında hayata gözlerini yumana kadar
Her 10 Kasım’da saatlerce odasına kapanıp Atatürk için ağlardı.
Çöllerin özgür savaşçısı Uceymi, ebedi istirahatgâh olarak ta
Bu hür vatan toprağının başkentini seçmişti.
Mekânı cennet olsun.
İyiler ve iyilikler hep bizimle olsun..
Saygılarımla.
İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
2.Mayıs.2011 Şanlıurfa
Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM’a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın