Tütün kaçakçılığı, tütün ekilen illerimizde tekele verilmeyip, gizli yollardan tütünün piyasaya sürülme işine kaçakçılık denirdi. Bu kaçakçılık işi ekmek kazanç kapısı olup, çoğu kimseler yapardı. Dolayısıyla bu mesleğin acı tatlı yanları hep olmuştur. Ölüme varan olaylar yaşandığı gibi gülüp geçilen, sıkıntıları unutturan anları da yok değil.

Yollarda duran kolcular gelen geçen vatandaşı yoklar, kaçak tütün içip içmediğini kontrol ederlerdi. Kimileri “tütün tabakasını” atar kaçardı. Kimisi içmediğine dair yeminler ederdi. Bazen bir cığara kağıdı destesini atmaz şapkasına, kimisi neçeğinin arasına saklarlardı. Kimi zaman kolcular, kaçak tütün içen vatandaşların parmaklarını koklar, bıyıklarına bakar onların kaçak tütün içtiğini söyler onlara ceza keserlerdi.

ışte böyle bir zamanda. Tütün kimin evinde yakalanırsa eroinden, afyondan daha tehlikeli bir durumda iken, yıllardan da kıtlık senesi. Açlık sefalet diz boyu. Karneyle ekmek verilmekte…Birkaç yaprak tütün bulan adamın biri alır, o tütünü götürür adliyenin önünde doğramaya başlar. Gelen geçen polisler, hakimler savcılar ona bakar gülerlermiş. Adam onlara bakar ve bağırır, “ bakın bakın ben tütün doğruyorum.” Biri onun bu bağrışlarına dönüp, “biliyorum sen hapishaneye girip aç karnını doyurmak istiyorsun” deyip geçer gider.

Yine günlerden bir gün Adıyaman yöresinden biri katırına yüklediği tütünü getirir bir köye misafir olur. O zamanlar Akziyaret (Cülmen) Nahiye konumunda. Nahiye Müdürü’nün ismi de Eyyüp Sabri. Eyyüp Sabri haksızlıkları kabul etmez, adaletli bir yönetici olduğu gibi kaçakçılığa müsaade etmezmiş. Sertliği ve dürüstlüğü ile bilinen bir idareci.

ışte kaçakçının evinde misafir olduğu adam Akziyaret’te oturan bir dostuna mektup yazar ve evinde misafir etmesini tütün satmasına yardımcı olmasını ister. Evi kaçakçıya tarif eder ve nahiye müdürüne yakalanmaması için tembihlerde bulunur.

Bizim kaçakçıda gece geldiği için tarif edilen ev bu deyip köyden biraz uzakta olan evin kapısını çalar ve durumu anlatarak pusulayı ona uzatır. Eyyüp Sabri onun yanlış geldiğini anlamıştır. Kaçak tütünü yetmediği gibi “burada bir zalim Nahiye müdürü varmış, aman aman beni görmesin, yoksa bu mal talan olur. Çoluğumun çocuğumun nafakasıdır deyip ev sahibine yalvarır.”

Tütün kaçakçısı ne Eyüp Sabri olduğunu biliyor ne karakolun bitişiğine geldiğini biliyor. Eyüp Sabri onu yedirir içirir, dinlenmesini sağlar. Sabah olmadan Eyyüp Sabri onun katırının başını çekip köyün dışına kadar götürür. “Bu köyde tütün satman imkânsız git başka köye” deyip adamın güvende olduğunu anladıktan sonra onu bırakır ve geri döner…

Yine Adıyaman yöresinden bir tütün kaçakçısı bir yük tütün getirip Harran yöresine götürür. Yükünü bir eve döker ve köylülere haber gönderir. Gelen köylü tütünden biraz alıp sığarasını sarar sonra tabakası doldurup “ tanşuf” (Arapça ver bakayım) deyip ayrılırlar. Bizim tütün kaçakçısı “tanşufun” ne olduğunu bilmemektedir. Derken tütün biter. Tütün kaçakçısı katırına binip köyüne döner. Babası “gel hele oğlum tütünü nasıl verdin ne kazandın dediğinde, oda; “baba hepsini” tanşufa verdim.” der.

Tütünden konu açılmışken şu fıkrayı da yazıp bitireyim.

Adamın biri bir arkadaşına misafir olur. Selam verir, yanındaki kürsüye oturur. Oda ikram olsun diye gelen arkadaşına kaçak tütün tabakasını uzatır. Tabakayı uzatan arkadaş önce tabakasını yoklar, bakar ki içinde çok az tütünü kalmış. Bir sığara sarsa çok kalın olacak, iki tane olursa da biraz ince olacak. Arkadaşını üzmemek ve kırmamak için, tütünün az olduğunu, sigaraların ince sarmasını söylemesi de hoşuna gitmez. Tütün tabakasını arkadaşına uzatırken sözü evirir, çevirir, arkadaşına bir vesileyle bu iki beyti söylemeden edemez.

“Sar buradan bak nasıldır bu tütün./

Aramızda teklif yok istersen al büsbütün./

ınce sar, nazik olsun, olmasın, dolma gibi,/

Dibine dalmayasın, yağmada bulma gibi”

Arkadaşı sanki onunla ilgili değilmiş gibi tabakayı alır, bakar ve sığara sarmaya başlar. Tabakadaki tütünden iki tane ince sığara sarar. Birisini kendisi alır, diğerini tabakayla birlikte arkadaşına uzatır. Hani oda altında kalmaz, sigarasını yaktıktan sonra derin bir nefes çeker, dumanını savurup ayrılırken iki beyitte o söyler;

“Al tellendir, boşuna ezilip büzülme /

Sır saklamak karımız, sakın hiç üzülme

Sevdim dilini, bilirim insan halini /

Demesen de gördüm tabakanın dibini” deyip hatır alır ayrılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.