
İbrahim Halil Okuyan
3 Mayıs 2006
Refikimiz Güneydoğu Gazetesi köşe yazarlarından ağabeyimiz Halil Biner derin müzik bilgisi ile de temayüz etmiştir. Unutulmuş bir şarkıyı, Balkan Harbi veya Kurtuluş Savaşı günlerinde söylenmiş bir türküyü Ondan duyabilir; içli sözlerini, ezgili makamını Ondan dinleyebilirsiniz. Dostumuz Mahmut Karakaş’ın “Karadağ Destanı”nı günümüz Yazısına çevirdiği günlerde bir “Sıra Gecesi”nde bunun bahsi açılınca Sayın Biner’in söylediği o günlere ait “Hüzzam Türkü” hepimizi hüzünlendirmeğe yetti. Türkü’nün ana temasında “Seferberlik Yılları”nda şehit olmuş bir babanın çocuğu ile çocuğun annesi vardı. Çocuk; “Anne benim babam yok mu? Nerde kaldı gelmedi… Gözlerimden akan yaşı Öz eliyle silmedi.. Hep esirler geldi Anne, Benim babam gelmedi, Hep yetimler güldü Anne, Benim yüzüm gülmedi…” Anne; “Seferberlik yaktı bizi Ağlatıyor cihanı, Sen ağlama nazlı Yavrum Ben eylerim figanı.. Devletime, Milletime, şehit verim babanı…” “Karadağ’da talan var, Beni derde salan var, Çek Bayraktar bayrağı Gözü yolda kalan var…” Arkasından “Havada bulut yok, bu ne dumandır” sözleri ile başlayan “Yemen Türküsü” bizi Osmanlı’nın son günlerine götürmeğe yetti. Hepimiz “ağlamaklı” olduk ve “Sıra”mızın en yaşlısı Sayın Hali Biner’in varlığına sevindik, daha nice yıllar yaşaması için duacı olduk. Ne çare ki, o acı günleri yaşamış veya yaşayan gazilerden Halil Biner gibi, bizler gibi yakından duymuş insanların yanında duymamış, hatta hiç olmamış gibi gamsız insanların bulunuşu, maalesef büyük bir tezat teşkil ediyor. Sanıyorlarki; Cumhuriyet öyle kendiliğinden oluşmuş, tepeden inmiş gibi emeksiz, zahmetsiz gelmiş bir nimet. Ve bu nimeti sevgi ve güzellikler, gelişmişlikler için kullanacaklarına, yanlış düşüncelerine alet ediyorlar, Cumhuriyetin yıkılması, vatanın parçalanması, birlik ve beraberliğin dağılması için ellerinden geleni yapıyorlar… Bilmiyorlar ki, namüsait (olumsuz) şartlara rağmen kurtuluşu sağlayıp Cumhuriyeti kuranlar kadar, Onu koruyanlar da olacaktır ve bu Memleketi çok çok sevenler bulunacaktır. 23 Nisanların şarkı ve türküleriyle şen çocuklarına, onların anne ve babalarına bu gerçekleri hatırlatmak hepimizin görevidir. Çocukların bu sene 11 Ülkeden gelmiş 300 çocuktan oluşan konukları da Memleketlerine döndüklerinde “Türklerin bağımsızlığı için savaşa yatkın oldukları kadar barışa da yatkın ve gönüllü” olduklarını bilmeleri ve çevrelerine bildirmeleri gerektiği unutulmamalıdır. Yarın onlar da büyüyecek, adam olacaklardır. Barış ve sevgi için bugünkü arkadaşlarından geri kalırlarsa utanmalıdırlar.