Der Spigel Dergisi yazınca dünya çalkalandı, yer yerinden oynadı. Belki de bize öyle geldi. Belki de hiç kimsenin umurunda olmadı. Her şeyin ilacı zaman. Desenlerin, motiflerin repertuarı olan anıtsal eserlere ölü toprağı serili iken, elimiz kolumuz bağlı duruyoruz.Ne yapabilirimin düşüncesinde değil; üzgün, büzgün ve suskun duruyoruz. Oysa sivil toplum örgütleri bu işin önderidirler, yapabilirlerse…

Yerel ve ulusal anlamda dergi ve gazetelerde Göbekli Tepe konusu hayli işlendi. Katkım olsun diye bende Göbekli Tepe’ye yaptığımız gezi hakkında görüş ve düşüncelerimi içeren bir yazı kaleme aldım.

Göbeklitepe ile ilgili 2003 ocak ayında ıstanbul’da yayınlanan, bir edebiyat kültür dergisi olan Berfin Bahar ‘da “Göbekli Tepe’nin Gizemi “ başlıklı yazım yayınlandı. Yazının bir yerinde aynen şunları okuyucuyla bölüşmüştüm. “Kazı çalışmalarını izlerken ilk insan figürleri aklımdan geçiyor. ılk insan Ademi düşledim. ışte diyorum. Adem’in dünyaya ilk ayak bastığı bu dağdan inip Harran’ın mümbit toprağına ilk buğdayı serptiği yer, avuç içi gibi duruyor karşımda. “ demiştim.

Urfa ne yapıyor? Mülki amir sıfatıyla verilen uğraşlar elbette takdire şayandır. Tarihsel kalıntılara saygı ve turizme hizmet anlamında, makus talihini bir türlü yenemedik. Gereğine yazılacak çok şey var. Yol yapımına hız verilmiş, turizme kazandırmak için uğraş veriliyor, peki halk böyle bir yerden haberdar mı? Sorusuna uyu uyu yat uyu…

Bu arada yazmamda fayda var. şanlıurfa Vakfı hemen kolları sıvayıp Göbekli Tepe’yi tanıtan broşürler hazırlattı. O yolun krokisini güvenli ellerle çizdirdi. Bu gün Göbekli Tepe’yi tanımak ve oraya gitmek daha kolay. Göbekli Tepe’nin güzergahının tespiti yapılan uygun yerlere levhaların dikilmesi yerini buldu bile.…

ılimizde ki yerel gazetelerde kaç günden beri “Göbekli Tepe” manşetli haberler hiç eksilmedi. Ancak bu güne kadar ciddi ve pratikte bir sahiplenmenin neticesi alınmadı. Mesela neden Urfa basını oraya bir çıkarma yapmadı? Ya da neden turizmciler derneği bir atılım yapmadı bu işin öncülüğünü üstlenmedi? Olsaydı çok iyi olurdu.

şimdi; Urfa’nın geleceğinin turizme göbekten bağlı olduğunu dolaysıyla tarihi mekanları sahiplenmesi gerektiği anlaşıldı. Yolu olmalı, sosyal tesisler açılmalı, sıcak bir günde serin bir su, bir tas ayran, bir şişe kolayı arzulayanlar bulabilmeli. Dahası orada bulundurulacağına inandığımız dondurmaya da kimse yok demez.

Peki insanlar oraya nasıl gidecek, yol yapıldıktan sonra işin kolayı var. Belediye nasıl ki “tarihe yolculuk” turları düzenliyorsa, her gün Göbekli Tepe’ye insan selini taşıyacağına inanıyorum. Belediye götürmese bile isteyen üç beş arkadaşı ile kendi vasıtalarını kullanabilirler. Beş-on ton ağırlığındaki steller üzerindeki rölyefler açığa çıktıktan sonra insanlar oraya akın edecektir. Bunu özellikle okullardan başlamak lazım. Yaşlılardan orta yaşlılardan umudumuz yok. Bari gençlere bu tarihi mekanları sevdirelim.

Yüz yıllardır yıkılan, yakılan harap edilen, amacı dışında kullanılan, ahır olarak kullanılan kilise ve sinagoglar suçlu gibi duruyor, diğer tarihi mekanlar arasında. Hiçbir zaman tarihi mekanların suçluluğu aranmaz. Ama bizler yüz yıllardır “ ıslam pır, gavur kır” ( ıslam çok ol, kafir yok ol” sloganını bir oyun şeklinde oynayarak kadim tarihleri Moğollardan beter ettik. Bu oyunun altında kimileri radikal düşüncelerini gerçekleştirme çabasında olduğunu nereden bilebilecektik. Halada bu masatlarda bıçaklarını bileyenler, bu söylemlerde çıkar umanların var olması, üzüntüsü tarihi mekanları bitirmekte. .

şimdi Urfa’nın gerçeğini akli selim düşünmek lazım. Çok acilen bir turizm konsepti kurmak gerek. Turizm Derneği’nin basınla buluşacağı günü gözlüyorum. Turizm konseyine yeniden hayat vermek lazım ve bu işi gönüllülerini seferber edilme zamanıdır. Potansiyel var, tahsisat yok. Enerji var, kanalize eden, yönlendiren yok. Toplumsal istikrarı sağlama, turizmi sevdirmekten geçtiğini insanlarımıza kabullendirmeliyiz.

Yıllardır yasak bölge iken bu gün dünyanın gözü GAP’ın güzelliği ve şöhreti üstünde. Tüm bu özelliklere rağmen yeterince turizm de bir gelir payı elde edemiyoruz. Turizmi şehir merkezi ile sınırlandırmanın suçu bu. Ölü toprağı olarak adlandırıldığımız sorumsuzluk, suskunluk turizm de tam kendini gösteriyor. Tarihi mirasın üzerindeki ölü toprağı kaldırılmalı gün yüzü ili kalıntılar buluşturulurken insanlarımıza da ne yapmak istediğimizin mesajı verilmeli gençlere bunun dersini almalıdırlar.

Bir acı gerçeği daha unutmamak gerekir. Tüm turistik alanlarda olduğu gibi dini mekanlarda tarihi alanlarda dilenen çocuklardan geçilmiyor. “Yaşı yetmiş işi bitmiş” bekçi adı altında görev yapan bazılarının kendisine faydası yok tarihi mekanlara nasıl olsun. Bu gerçeği ne zaman nasıl bertaraf edebiliriz; hep eğitim, eğitim, eğitim diyorum da sesimizi duyan yok .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.