Sözde ermeni tasarıları

Her nedense, Batı dünyası bir çok yanlış sebebe bağlı olarak her fırsatta, sözde ermeni soykırım iddiasını yenileyip duruyorlar. Ve saçma sapan savlarla, kanunla tarih yazmaya kalkıyorlar. Gülünç ve haksız bir duruma düşüyorlar.

Bu yetmezmiş gibi son zamanlarda bu yalan iddiaları rededenlere de ceza yaptırımı öngören yasaları parlamentolarına sunuyorlar.

Ben şahsen, gerçekleri bilmeden veya siyasi kötü düşüncelerle hakikatları göz ardı eden bu tür olumsuz davranışlara hem biraz üzülüyor, birazda gülüyor ve hiç itibarda etmiyorum. Her Türk vatandaşı gibi tarihimizi çok boyutlu olarak incelemişimdir.

Ayrıca; ermeni olaylarının meydana geldiği yıllarda, yaşamış insanlarla da yaşım gereği konuşma şansım oldu. Gerçekleri onların ağızlarından bir bir dinledim. Edindiğim bu doğru bilgilerin ve kanaatin özetini aşağıya aktarıyorum.

Hemen, hemen bin yıldan beri beraberce ve kardeşçe yaşadığımız ermenilerle tarih boyunca herhangi bir sorunumuz olmamıştır. Camiler, kiliseler yan yana inşa edilmiş, iş ortaklıları kurulmuş, kirvelikler ihtas edilmiş, beşeri münasebette bir çok ortak noktada acılar ve sevinçler paylaşılmıştır. Ermeni cemaatleri, Türklerin adaletli ve geniş hoşgörüsünden o kadar çok memnun olmuşlar ki, Urfa’lı tarihçi Matayos efendi büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan’a gönderdiği bir mektupta; “Bizi Bizansın zulmünden kurtardınız, size sonsuz teşekkürler ederim” demiştir.

Osmanlılar döneminde de, tebayı-sadıka dedikleri ermenilere devlet hizmetinde önemli görevler ve nazırlıklar verilmiştir.

1876 birinci meşrutiyet meclisinde 9, 1908 ikinci meşrutiyet ve 1914 meclisi mebusanında 11’er milletvekili görev almıştır.

Gelelim 1915’teki olayların özüne.

a) 1917 Ekim devriminden önceki Çarlık Rusya yöneticileri, Akdeniz’e yani sıcak denizlere inmek için, Doğu ve Güney Anadolu’dan bir koridor açmak amacı ile, bu bölgelerde yaşayan bazı ermenileri kandırarak, Osmanlı devletine karşı kışkırtmışlardır.

b) Avrupa’daki o dönemin emperyalist devletleri Osmanlı ımparatorluğuna bağlı topraklardaki özellikle ortadoğu’daki enerji kaynaklarını paylaşmak için hasta adam olarak tanımladıkları Osmanlı devletinin başına gaile açmak için, azınlıkların haklarını koruyoruz görüntüsü ile, bazı ermenileri komitalar adı altında örgütlemiş ve silahlandırmışlardır.

Bu komitaların en önemlileri Hıncak ve Taşnak komitalarıdır. Özellikle taşnaklar şiddetli bir terör örgütüydü. ışlerinde, güçlerinde devlete sadık olan ermenilerin büyük bir bölümü bu komitalara üye olmadılar. Ancak üye olmayanları ve silahlı teröre katılmayanları, taşnak militanları birer birer öldürüyor, şiddet üstüne şiddet hareketlerine katılıyorlardı. Maraş’ta, Zeytun’da, Bitlis’te ve daha bir çok yerde ermeni terör örgütleri, silahlı isyanlar çıkarıyorlardı. Devletin askerini hatta Zeytun da Vali yardımcısını bile öldürecek kadar ileri gidip, terör ve kargaşa ortamı yaratıyorlardı.

Bu terör örgütü liderleri o kadar acımasızdı ki, isyana ve örgüte katılmayan ermeni bir babayı öz oğluna öldürtecek kadar gözü dönmüş kimselerdi. ışte bu kargaşaları bahane eden Çarlık Rusya’yla birlikte bazı Avrupa eperyalist ülkeleri, Osmanlı devletine 1914 yılında bu bölgelerde görev yapmak için iki yabancı genel Vali atanmasını kabul ettirdiler. Bir genel vali geldi, ancak 1914 yılının sonlarına doğru Birinci Dünya savaşı başlayınca öteki vali gelemedi, ve gelende geri döndü. Ancak silahlı ermeni terör örgütleri bu savaş ortamında daha da azdılar. Müslüman Türkleri topluca, katletmeye isyana katılmayan devlete sadık ermenileri ise birer birer suikastlarla öldürmeye başladılar. Bunun üzerine o günkü Osmanlı hükümeti de devlete sadık ermenileri ve müslüman Türk halkını bu taşnak teröristlerinin şerrinden korumak için isimlerini belirledikleri teröristleri 24 Nisan 1915 tarihinde aldığı bir kararla tutuklamaya başladı. Ancak tutuklayamadıkları ve ele geçiremediği bu taşnak teröristler şiddet hareketlerini daha bir acımasızca arttırarak devam ettirdiler.

Hal böyle olunca; bu sefer ıttihat Terraki Hükümeti 15 Mayıs 1915 tarihinde aldığı bir kararla savaş ve kargaşa bölgesindeki ermenileri daha güvenli bölgelere geçici olarak nakil etmeyi tasarladı.

ışte meşhur tehcir kararı bu karardır. Bu kararla ermenilerin büyük bir bölümü sağ salim olarak şam’a, Halep’e Beyrut’a ve o günkü Osmanlı toprakları olan bugünkü Suriye, Lübnan ve Ürdün’e yerleştiler. şam da bulunan 3.Ordu Komandanı Cemal Paşanın himayesinde şefkat görüp, Ticaret ve zanaatkar olarak çalıştılar ve zengin oldular. Rahat ve huzur içinde yaşadılar. Bazıları savaş sonrası tekrar memleketlerine döndüler. Çocukları şimdi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak şanla, şerefle Türklerle birlikte eşit haklara sahip olarak kardeş gibi yaşıyorlar. Zaman, zaman ermeni cemaat liderleri de, bu birlik ve beraberliği, kardeşliği dile getiriyorlar. Bu bağlamda, tehcirle ilgili olarak şu noktalar çok önemlidir ve bilinmesinde mutlaka fayda vardır.

1- Tehcir, yalnız savaş ve terörün yoğun olduğu bölgelerde geçici olarak gerçekleşmiştir. Ve tamamen ermenilerin güvenlikleri amacına yöneliktir.

2- Hicret devletin kolluk kuvvetlerinin muhafazasında yapılmıştır.

3- Ülkenin tehlike arz etmeyen bölgelerinde tehcir hadisesi olmamıştır. Mesela ızmirde ve birçok ilde nakil gerçekleşmemiştir.

4- Nakil sırasında az da olsa ihmali görülen görevliler, o günlerde anında yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

5- Yollarda hastalık ve yaşlılık sebebi ile ölümlerin dışında bir kitle öldürme olayının meydana gelmediği gerçeğini, savaştan hemen sonra araştırma amacı ile gelen Amerika’lı heyetin ve diğer yabancı heyetlerin raporları doğrulamaktadır. Bugüne kadar sözde iddiayı doğrulayan bir tek kanıt bulunamamıştır.

Aksine Rusların ve Ermeni milislerin Doğu Anadolu’yu birlikte işgalleri sırasında en acıklı tehcir olayını müslüman Türk halkı yaşamıştır.

Yüzbinlerce silahsız müslüman Türk, yaşadıkları illerini bırakıp, hicret etmek zorunda kalmış ve bunların yarısı da yollarda açlık, hastalık ve terörist ermeni çetelerinin saldırısı sonrası ölmüştür. Zaman, zaman Kars’ta, Erzurum’da, Van’da ermeni teröristlerinin topluca öldürdüğü yeni, yeni mezarlar ortaya çıkıyor.

Buna rağmen, gerçek olayları bilmeyen veyahut kötü niyetli ermeni diasporasının oyununa gelen bazı devletler, ikide bir sözde soykırım tasarısı ile kanunla tarih yazmaya kalkıyorlar, itibarsız ve gülünç duruma düşüyorlar. Bu gibilere tavsiyem halen açıkta olan Osmanlı arşivlerini gelip incelesinler. Gerçekleri o zaman görecekler ve kimler hakikaten mağdur olmuştur, anlayacaklardır.

Bana göre; bu tür tasarıların amacı iyi niyetli olmayan veya bilgisi çok az bazı yabancı dış politikacıların ermeni diasporasına yaranmak ve siyasi rant elde etmek için ve ülkemizde huzursuz bir ortam yaratma amacına yöneliktir.

Ancak yanılıyorlar. Biz ulus olarak Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre ve ayrıca, aynı vardan var olduğumuz gerçeğinden hareketle, ülkemizde yaşayan her Türk vatandaşı, güven içinde eşit, özgür bireyler olarak birbirinin Yurttaş kardeşleridir.

Siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın, hiçbir şekilde birlik ve beraberliğimizi ve kardeşliğimizi bozamazsınız. Bunu iyice öğrenin ve artık kanunla tarih yazma gülünçlüğüne de düşmeyin.

Bugün Fransasız parlamentosunda görüşülmekte olan yasa, nasıl onaylanırsa onaylansın Halkımız, sözde ermeni soykırım iddiasını kabul etmeyecek, rededecek ve yalanlayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.