Söz konusu ettiğimiz başlık parasından kastımız Hindistan ve benzeri ülkelerde “dowry” veya “drahoma” olarak ifade edilen ve evlenme ön şartı olarak kadın tarafından erkeğe hediye edilen meblağ değil; tam aksine erkek tarafının kız tarafına vermekle yükümlü tutulduğu para ve benzeri değerlerdir.
Öncelikle şunu ifade edelim ki, ıslamiyet evliliği teşvik etmiş ve evlenmeyi zorlaştıran yapay engellere şiddetle karşı çıkmıştır. Mümkün olduğunca evlenecek adaylara yardımcı olmayı tavsiye etmiş ve zorlaştırıcı engelleri kaldırmayı öngörmüştür. Nitekim Hz. Peygamber: “Nikâhın en hayırlısı en kolay olanıdır” (Ebu Davud, Nikâh, 31)  buyurarak bu konudaki tavrını açıkça ortaya koymuştur.
Hz. Fâtıma’nın çeyiz ve ev eşyasının evde zorunlu olarak bulunması gereken birkaç parça eşyadan ibaret olduğunu tarihi kayıtlardan öğreniyoruz.
Nikâh muamelesini kolaylaştırıp gençlerin meşru olmayan yollara düşmelerine set çekilmesini isteyen Peygamberimiz, hiç parası olmayan, mâlî durumu çok zayıf bulunan Sahabîleri de yuva sahibi yapmıştır. Nitekim evlenmek isteyen bir Sahabîye:
“Demirden bir yüzük bile olsa kadına mehir olarak ver” buyurduktan sonra o zatın Hz. Peygambere:
“Demirden bir yüzüğüm de yoktur” demesi üzerine Efendimiz’in, “Kur’ân’dan ezberindeki sûreleri kadına öğretmen şartıyla seni onunla evlendirdim” buyurması, bu konudaki ölçüyü ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir (Müslim, Nikah, 76).
Toplumumuzda evlenmeyi zorlaştıran unsurların başında maalesef- başlık parası gelir. Bu uygulamaya günümüzde hâlâ rastlanıyor olması gerçekten üzüntü vericidir.
Eski geleneğimizde kadına verilen değerin sembolü olarak ortaya çıkan bu adet, zamanla şekil değiştirmiş ve içinden çıkılmaz bir şekle bürünmüştür.
Bilindiği gibi, eskiden evlenen kızın başına “taç/başlık” giydirilir ve bu merasim esnasında kıza bir takım hediyeler verilir ve buna başlık bedeli denilirdi.
Sonraları, kız babaları ya da velilerinin erkek tarafına ön şart olarak ileri sürdükleri bir değer halini almıştır.
Kız babalarının, başlık parası isterken şu garip ve ilginç gerekçelerin arkasına sığındıkları görülmektedir:
a)Kızının iş gücünden yoksun kalacağını düşünen baba/veli bu şekilde telafi cihetine gitmektedir. Kendi evindeyken, işgücünden yararlandığını düşündüğü kızının bu gücünden mahrum kalma fikri onu böyle tedbire yöneltmektedir.
b)Başlık parasının bir süt hakkı olduğu düşünülmekte ve bu yola başvurulmaktadır. Doğumdan o güne kadar kıza sarf edilenlerin bir bedeli olarak, elde edilmesi gereken bir hak olarak düşünülmekte ve bu noktada ısrar edilmektedir. 
c)Başlık parası alınmayan kızın “değersiz” olacağı düşünülmekte ve bu gelenek sürdürülmektedir. Cahili bir gelenek ve yaklaşım olarak “bedelsiz” evlendirilen kızın “itibarsız” olacağı düşünüldüğü gibi; ailenin kendisi ayrıca bu durumu kendisine “yakıştırmamakta” ve kızını “bedelsiz” evlendirmeyi kendisi için bir zül olarak telakki etmektedir.
d)Uğrunda “para” sarf edilen kızın kıymet kazanacağı; -masrafa giren- erkeğin ona değer vereceği; “ucuz etin yahnisinin güzel olmayacağı” vurgulanır.
Evlenme akdi yapılırken belirlenen ve kızın öz hakkı olarak görülen “mehir” ile “başlık parası” bazen birbirine karıştırılır. Bu karıştırma bazen bilerek yapılır; bazen de bilgisizlikten kaynaklanır.
Kur’an-ı Kerim’de “Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu ile verin” [Nisa (4), 4.] şeklinde işaret edilen “mehir” ile başlık parasının hiçbir ilgisi yoktur.
Mehir, hiç kimsenin müdahale hakkı olamadan kadına verilen ve tasarrufu sadece kendisine ait olan meblağdır. Maddi, manevi ya da ayni olarak tesbit edilen bu meblağda ne baba, ne de koca.. hiç kimsenin söz yetkisi yoktur. Bütünüyle kadının hakkıdır.
Başlık parası ise yukarıda değindiğimiz gibi, kız tarafının evlenmenin ön şartı olarak- erkek tarafından kendi hesaplarına istedikleri meblağın adıdır.
Haftaya inşaallah- devam edelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.