Şiddete karşı dayanışma

Mahmut Çepoğlu

            “25 Kasım Kadına Yönelik şiddete Karşı Uluslar Arası Mücadele ve Dayanışma Günü” etkinlikleri yapılırken, ömrümüzün yarısını verdiğimiz, bir ömür boyu beraber hayat sürdürdüğümüz, kadınlar için birkaç satır yazmayı bir mecburiyet ve vefa borcu biliyorum.  

Yapılan bir araştırmada her yıl 650 bin çift evlenirken 100 bin çiftin boşandığı tespit edilmiş. Tabi bu resmi evlilik ve mahkeme ile yapılan boşanmalardır. Gayri meşru evlilikler kuma ve metres, imam nikâhı ile gerçekleşmiş evlenme ve boşanmalar hariç.

Aslında boşanma kelimesi erkeğin kadını bırakması ve hatta “evinden sürmesi” anlamı taşımaktadır. Oysa ayrılma denilince bir çiftin ayrılması söz konusu olur. Çünkü mahkemeler ayrılmalarına karar verirken imam nikâhı talakla boşanmayı savunur.

Daha imam nikâhı ve gayri meşru evlilikler var mı? Gibi sorunu cevabı hayli kafaları karıştıracaktır. Hele işiniz olmadığı bir gün şu kadın programlarını bir kez de olsa izleyin kadınlar kadınlığından, erkekler erkekliğinden nefret edeceklerinden eminim.  

Cumhuriyet’ten beri hala resmi evliliği, nüfus kaydı ve  hala resmi evliliği olmayan kimliksiz yaşayan, ketum ve saklı tabir edilen  insanlar olduğu gibi, bunu bir gelenekmiş gibi sürdürenlerin olması ayrıca üzücü bir davranış.   

Elli yıllık bir olayda olsa, kırsal alanda hala bu tür nikâhlamalar sürmekte. Kadın bir meta gibi hiç bir şey söyleme hakkı olmadığı gibi nikâhta bile bulunmayarak vekalet yoluyla nikah icra edilir.  “Nikahta keramet vardır” deyip görmediği bilmediği, yüzü şekli nicedir hiçbir hayalına benzetmediği birisiyle hayatını birleştirmekte. Bu acı gerçeğin hala yaşaması kadın haklarının ne kadar var olduğunu gözler önüne sermekte.

şiddetli geçimsizlik adı altında yapılan boşanmalar batıdan başlayıp doğuya gidildikçe azalmakta. Doğu ve güneydoğuda özellikle Kürtlerin ve Arapların yoğun yaşadığı bölgelerde toplumsal baskı aşiret söylemleri bu tür boşanma olaylarını geciktirmekte ya da engellenmekte. Bazen bu inadına birliktelik ölümüne kadar sürdürülür. Yaşanmış örnekleri fazlasıyla vardır. Bunun yanında “töre” adı altında ölümlere zaman zaman rastlanması bizim yaşanılmasını düşünmediğimiz gerçeğimizdir.

Batıda; kumar, içki, uyuşturucu, kadın dövme, sövme, sapıklık gibi eylemler ön planda. Ekonomik, duygusal,  psikolojik ve siyasal nedenler göz önüne alındığında, şiddetin boyutu gittikçe genişlemektedir. Bazı yörelerde  “erkektir döverde, severde” gibi laflarla bunu sıradan bir olaymış gibi kabul edilmesi geleneksel hale dönüştürülmüş olmasındandır.  “Erkeğin öfkesi deniz dalgasıdır gelir geçer.”  şeklinde dövme ve sövgüler basite indirgenerek şiddetin boyutunu basitleştirmek kadınların eğitimsizliğinden başkaca bir şey değildir.

Daha çok kırsal alanda yaşamın doğum ve ömürle içselleşerek kazanılması örf ve adetlerin etkin olması aşiret ve aile ilişkileri, evlilikleri ayakta tutmaktadır. ınsanların oyunda olduğu gibi tarlada bağda düğünde, seyranda iç içe olması onların yakınlaşması ve aile birlikteliğin sürdürülmesine uzun ömürlü olmasına neden olmaktadır.

“Pazara kadar değil mezara kadar” denilirken evliliklerden pazara bile bulamayanlara da rastlıyoruz. En kötü örnekleri bu gün televizyonla içselleşen kadınlar arasında görülmekte ve bu tür olaylar normalmiş gibi anlatılmakta bu tür olayları çok normal görmektedir. Daha sonralara yaşama karıştıklarında tabiri caizse “kazın ayağının” hiçte öyle olmadığını anlaşılmakta.  

“Aldatmak sebep değil sonuçtur” sözleriyle evliliği bitirenler olanlar olduğu gibi, buna normal bakanlarda vardır. Aldatmak değil zoraki bir tecavüz karşısında acze düşen, kendini savunmasız kadın af edilmezken gizliliğini dışında aşikâr aldatmalara göz yumulmaktandır. Derin bir yara olan aldatmanın sonucu kadın için ölüm, erkek için övünülecek bir davranışmış gibi görülmekte.  ıslam bir toplum olduğumuzu söylememize rağmen zinayı cinselliğin ıslam’da bir suçu yokmuş gibi davranılması bizim ne kadar inançlarımıza sadık olduğumuzun göstergesidir.

Boşanmaları bir başka sebeplerden kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması olarak görülmesinin kadına yapılmış bir haksızlık olarak değerlendirmekteyim.  Kadın bir erkek tarafından ev kadını olarak beslenip bakılırken bir kadının bir erkeği beslememesi örnek verilmesi çokta ciddi kabullenecek bir örnek değildir.

Kadına şiddet uygulaması sonucu boşanmalar çoğalmakta ve kadınların şiddet günü olarak yapılan dikkat çekici eylemleri önemli buluyor saygıyla karşılıyor, “iyi ki siz varsınız” diyorum.