
Cüneyt Gökçe
8 Şubat 2008
Önceki yazımızda ilim, edebiyat ve tasavvuf alanında önemli bir yere sahip olan Seyyid Ali üzerinde durmaya çalışmıştık. Bir-iki kısa köşe yazısına sığdırılması mümkün olmayan bu büyük zat ile ilgili olarak, bu yazımızda da bazı noktalara dikkat çekmeye gayret edeceğiz.
Kanaatimizce en çok dikkat çeken özelliği ilim ve konumunu sömürü aracı yapmaması ve el emeğine dikkat çekmesidir. Ne güzel söylüyor:
“Bxwe keda desté xwe/Bila cih bit newal e!.”
(Kendi el emeğinden ye/Yer vadi bile olsa)
Seyyid Ali’nin; söz konusu ettiğimiz Divanı dışında -maalesef- henüz yayınlanmamış: a) Defu’ş-şubuhat, b) Kadi Beydavi Tefsiri Üzerine Haşiyeler, c) Cuma Namazına Dair Risale, d) Hz. Peygamberin Baba ve Annesinin Dini Durumları ile ilgili Risale, e) Humus-Zekât ve Ehl-i Beyt f) Zülfikar-ı Ali, g) Molla Ahmed-i Cezeri Divanı Üzerine Açıklamalar… gibi eserleri de vardır.
Seyyid Ali’nin Divanı 51 manzumeden ibaret olup tamamı beyitler halinde kaleme alınmıştır. Bu beyitlerin 42 adedi Kaside formunda; 9 adedi ise Mesnevi nazım şeklindedir.
ıçinde yer alan iki adet Arapça ve bir adet Farsça manzumenin dışındaki bütün manzumeler Kürtçe kaleme alınmıştır. Divanda yer alan şiirlerden bir tanesi de Arapça bir cümleyle başlayıp Kürtçe devam etmektedir. Doğrusu bu durum, dillerin ve toplulukların kaynaşması bakımından da dikkat çekicidir.
Divan, sade bir anlatım ve anlaşılır bir dil özelliği taşımaktadır. Zaman zaman esprili ifadelere başvurulması da anlaşılmasına rahatlık katmakta ve okuyucu ile bütünleşmeyi sağlamaktadır. Örneğin, ihtiyarlandığını ve ayak ağrısı çektiğini dile getirirken:
“Diçim b’ré ve bi sé pa/Yé tazetir kopal e”
(Üç ayakla yürüyorum/Aralarında en iyisi de bastondur) şeklinde ifade etmesi bu alanda güzel bir misaldir.
Seyyid Ali’nin, öğütlerinin çoğunu kendi nefsine yöneltmek suretiyle mesajlarını vermesi de önemli bir husustur. Nitekim Birinci şiirin ilk cümlelerinde:
‘Eli rabe heta kengé/Tu xafil bî bi vé rengé
(Ali kalk artık, daha ne zamana kadar böyle gafil kalacaksın) ifadelerine yer vermesi bunun güzel bir örneğidir.
Tamamına yakını Kürtçe kaleme alınan Divan’da bölgeciliğin, ırkçılığın ve kör taassubun izine ve kokusuna dahi rastlanmaması ayrıca dikkat çekicidir.
Ağırlıklı olarak nasihat ve öğütlerden ibaret olan Divan’da sosyal konular da işlenmiştir. Dostluk ve toplumsal barışı önemseyen Seyyid Ali, karşılıklı fedakârlık, sadakat ve dürüstlüğü dostluğun temel şartı olarak görür. Maddi çıkar beklentisi içerisinde oluşturulan dostlukların geçici ve sahte olduğunu vurgulamaktadır.
Toplumsal ve bireysel huzurun; adaletin temininden geçtiğini belirten Seyyid Ali, Divanın çeşitli beyitlerinde ilim ve amel bütünlüğüne de işaret etmektedir.
Seyyid Ali’nin bir kısım şiirleri bazı şahsiyetlerin vefatından duyduğu üzüntüyü içermektedir: Bediüzzaman Said Nursi, Cizreli şeyh Seyda ve şeyh ıbrahim Hakkı Basret için yazdığı methiye yüklü mersiyeler bu konuda örnek gösterilebilir.
Seyyid Ali bir manzumesinde de şeyh, molla ve sofiler arasındaki anlamsız rekabete dikkat çeker ve doğuracağı zararların üzerinde durur.
Divanda yer alan bazı manzumeler de özel mektuplar tarzındadır. Bunların bir kısmı hal-hatır sorma, bir kısmı farklı konularda tebrik etme, bir kısmı da özel istek ya da sorulan bazı sorulara özel cevap/fetva niteliğindedir.
Seyyid Ali’nin en çok rahatsız olduğu hususlardan biri de ıslam’a aykırı bir biçimde yapılan muskacılık işidir. Davarı, ineği veya çocuğu rahatsız olanların ya da hırsızların hışmına uğrayanların muska yazdırmak için kendisine başvurmasını çok güzel bir üslupla tenkit etmekte ve bu konuda asıl yapılması gereken husus için de yol göstermektedir.
Özetle ifade edecek olursak; Seyyid Ali, âlim ve fazıl bir zat olup bölgenin barışına büyük katkı sağlamış ve pek çok alim yetiştirmiştir. ılim, fazilet, takva, Allah korkusu ve insanlık derslerinin işlendiği Divan’ı çok önemli bir nasihat mecmuasıdır.
Nur içinde yatsın, mekânı Cennet olsun…