
Cüneyt Gökçe
26 Ekim 2007
Harran Üniversitesi ılahiyat Fakültemiz ile şanlıurfa Mevlevihanesi Kültür ve Yaşatma Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen “Uluslararası Mevlana ve Mevlevilik Sempozyumu” bugün (26 Ekim 2007 Cuma) başlıyor.. El-Ruha Oteli’nin salonlarında eş zamanlı olarak üç ayrı oturum şeklinde üç gün boyunca devam edecek olan Sempozyuma Suriye, ıran ve Azerbaycan’dan 20, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden 60, Harran Üniversitesi’nden de 30 öğretim üyesi olmak üzere toplam 110 öğretim üyesinin bildiri sunması bekleniyor.
Halka açık ve ücretsiz olarak takip edilebilecek Sempozyuma katılacak olan misafir öğretim üyelerine, Urfa ile ilgili dokümanların takdim edilmesi ve gezi programlarının düzenlenmesi, elbetteki Urfa’yı tanıtma açısından önemli bir faaliyettir. Hatta, yurt dışından belki de ülkemize ilk defa gelecek olan misafirler açısından Türkiye’yi kısmen de olsa tanıma fırsatı sağlayacaktır.
Unesco tarafından 2007 yılının Mevlana yılı olarak ilan edilmesi Sempozyumu daha anlamlı hale getirdiği gibi; bu programın Mevlana ve Mevlevilik’in “doğru anlaşılması” bakımından da ehemmiyetli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü, Mevlana’nın düşünce sistemi incelendiğinde insan sevgisi merkezli bir tavır sergilediği fark edilir ve insana –Yaratıcısından ötürü- çok önem verdiği görülür. Bütün çabası barış, sevgi ve mutluluk olan Mevlana, bunları Hz. Peygamber ve Kur’an’dan aldığını ısrarla vurgular. Ancak, bazen Mevlana anlatıldığında –kasten veya bilmeyerek- bu bağlantı ihmal edilir.
Oysa, hikâyelerini dile getirirken ayet ve hadislerden bol miktarda misaller veren Mevlana, örnek alınacak kişi olarak da özellikle Hz. Muhammed’e dikkat çeker. Hz. Peygamber’i ismen zikrettiği gibi, sıfatlarıyla da anar; özellikle Ahmed, Muhammed, Mustafa isimlerini çokça kullanır.
Peygamberlerin, kulları Allah’a ulaştırmak için geldiğini dile getiren Mevlana, tek kurtuluş yolunun Allah, Peygamber ve Kur’an yolu olduğunu belirtir. Aşağıdaki ifadeleri bu hususu ne güzel dile getirmektedir:
“Ben sağ olduğum müddetçe Kur’ân’ın kölesiyim.”
“Ben Muhammed Muhtâr’ın yolunun tozuyum.”
“Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse,”
“Ben ondan da bîzârım, o sözlerden de bîzârım…”
Mevlana’ya ait şu sözler de bu bakımdan önem arz etmektedir. O der ki:
“Aklı Mustafa’nın yoluna kurban et, ‘Allah’a dayandım’ de. Zira Allah her şeye yeter”
Hz. Muhammed’in alemlere rahmet olduğunu dile getirmesi bakımından şu ifadeleri de çok dikkat çekicidir:
“Küfür, insanlığın yüzünü karartmıştı. Hz. Muhammed’in nuru imdada yetişti.”
“Dünya tatlılıkla doldu ve beline mutluluk kemerini bağladı.”
ınsanoğlunun bu dünyaya gönderilişinin temel amacı baş başa bırakıldığı sınavı başarıyla bitirmesini sağlamaya yönelik tavırlar sergilemesidir. Kuşkusuz bu sınavı başarabilmesi, hakkı batıldan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırt edebilmesine bağlıdır ve bu da ancak Yüce Yaratıcı’nın görevlendirdiği rehberler sayesinde mümkün olabilir.
Hz. Peygamber’in iki cihan saadetini temin ettiğine işaret eden Mevlana, bu bağlamda şu ifadeleri kullanır:
“Bu dünyada insanı dine götürür, o dünyada cennetlere.” Ayrıca der ki:
“Muhammed’in sahip olduğu güzel huy ve güzel yaşantı, bizi kapkaranlık gecelerde çaresiz bırakmaz” …
Mevlana’ya göre Hz. Peygamber insandır ama; O sıradan bir insan değildir. Bu konudaki şu ifadeleri çok anlamlıdır:
“Muhammed de etten, deriden meydana gelmiştir, bu hususta her beden onun cinsindendir.”
“…Eti vardır, derisi vardır, kemiği vardır, fakat hiç bu bedenlere benzer mi?/ O terkipte öyle mucizeler meydana geldi ki, bütün terkipler mat oldular…”
Ölümü ‘Asıl Sevgili’ye kavuşma olarak değerlendiren Mevlana, bu tezini de Hz. Peygamber’e dayandırmakta ve şu açıklamayı yapmaktadır:
“Ahir zaman peygamberi Ahmed, Rabîulevvel ayında göçtü, bunda hiç ihtilaf yoktur./ Gönlü bu göç zamanını haber alınca can ve gönülden o vakte aşık oldu.”
Sempozyumun, başarılı geçmesi dileği ile…