Gençlik yıllarında herkesin kendine göre yazdığı bir şeyler vardır. Duygu yüklü, hasret dolu, aşk, sevgi sözleriyle süslü, bazen kahır, bazen öfke dolu. Kimi zaman acı-kederle yoğrulmuş mısralar dökülür, kimi zaman zehir zemberek sözler, akar kalemden… Gençlik bu platonik aşklar, vazgeçilmez arzular, tutkular…

Zaman geçtikçe yaşamla harc-u merç olduktan sonra çok şey unutulur gider. Bir defterin yaprakları gibi nasıl sararırsa, yürekte de duygular, hazlar da solarlar. Bazen de param parça olur, savrulurlar bir rüzgarla sonbahar yaprakları gibi, ayaklar altında hışırdar gider. Kimileri daha ileriye gidip kendine göre şiir dediği karalamaları kitaplaştırır kendine paye çıkarır, kitaplı şair diye. Oysa biz nice ünü ülkeleri içinde olduğu kadar dünyaya yayılmış şairlerin şiirlerini bir araya getirme fırsatı bulamadan ayrılıp gittiklerini biliyoruz.

Elbette herkesin yazmaya hakkı olduğu gibi kitaplaştırmaya da hakkı var. Ancak yalnız kitapla kalmayıp edebiyatla içli dışlı olmak lazım. Bununda yolu edebiyat dergilerden geçer. ılimizde yıllar önce bir efsane diyebileceğim toplumu coşturan, kimi zaman akıl hocalığı yapan, acılı kederli bir dilin sahibi, çok iyi bir hatip olan, “aney, babo” diye şiirler yazmış. Yazmaktan ziyade eline mikrofonu alır almaz doğaçlama olarak kendinden bir şeyler katardı hep. Konuştukları halkın sempatisini kazanmak için toplumun diliyle hitabetini pekiştirir halk onda kendini bulurdu. Saygındı sempatikti. Nüktedandı, hazır cevaptı.

“Aney, babo” şiiri bir dönemin şiiri oldu. Urfa sınırlarını aşmadığı gibi o dönem kapandı. şair vardı ancak bu günkü gibi meydanlarda değillerdi. şiir bir derya idi ancak bu günkü gibi çağıldamıyordu.

Elbette Urfa ağzıyla şiirleri yazmaya herkesin hakkı var. Ancak bu şiir Urfa’nın sınırlarını geçemez. Biz Urfa’nın edebiyat alanındaki yerini alması için çaba sarf ediyoruz. Geçerse bile yine Urfa ağzı konuşulan gruplar arasında konuşulur ve okunur. Oysa ulusal şiir kitap diliyle yazılır. Eğer herkes kendi şivesi ve ağzıyla yazmaya kalkışırsa “vay o şiirin başına” demekte haklıyız.

Onun için “sanat sanat içindir” sözü hep kullanılır. Biz Urfa şiiri yazarak sanata darbe vurduğumuzun farkında değiliz. Nasıl ki Urfa’nın kendine has resim sanatı olmazsa şiirde bundan farklı değildir. Ancak Urfa’nın tüm yerel sözcüklerini, yer isimlerini, efsanelerini, ata sözlerini, folklorik yapısını, yaşam tarzlarını şiirleştirip sunabilirsiniz. Buna hiç kimse itiraz etmeye hakkı yoktur.

Toplumlarda daha çok Fuzuliden, Nedimden, Neziheden gazeller beyitler okunurdu. O zaman şiir Farsça’nın tesirindeydi. Farsça kelimeleri öğrenmek bir maharetti. Hayli zamandır şiir kendini yenilemiş ulusal anlamda şiir devrim yapmıştır. Avrupa’ya açılmıştır. Bu yeniliklerden Urfa’lı şairim diyenler kendini soyutlayamayacağı gibi onlara kapalı da kalamaz. Kapalı kalırsa Urfa’yla sınırlı kalmaya mahkum olur.

Birde “lo” hitap şekli üzerinde durmak istiyorum. “Lo eril, “le” dişildir. Bunun Türkçüyle bir alakası uzaktan yakından yoktur. Urfa ağzı derseniz o sizin takdiriniz. Halkımız arasında argo kullanıldığı gibi, “lo” bir sevgi sözcüğü olduğu kadar, bazen “lo” sitem doludur. Kimi zaman “lo” kelimesi yüklendiği bir samimiyetin ifadesidir. Kimi zaman kızgınlık, kimi zaman nefreti içerir, hakaret doludur. Kelimenin kullanışı tamamıyla argodur. Muhabbet ettiğimiz insanlar arasına göre anlamı değişir.

Argo olarak kullanılan bu kelimenin Türkçe’deki adı “lan”dır. Lo hitap şekli çoğu zaman kavgalara neden olduğunu görmüşüz. Onun için çoğu Urfa’lı bu hitap şeklini kullanmamaya gayret eder. Lan’ın yüklendiği tüm anlamları o da yüklenmiştir. Lo Kürtçe’deki erkeklere hitap şeklidir. Bir başka dili kullanma gayretine düşmesine anlamını veremiyorum.

Kimileri kendini farklı kılmak için “lo” kelimesini kullanmasının gayreti içindedirler. Urfa sınırları aşamadıklarının farkında değiller. Sahnelere arz endam ederler ama edebiyat dünyasından haberleri yoktur. Bizim kimseye yasak koymak gibi bir gayretimiz yoktur. Sadece önerimiz kendinizi geliştirin ilin sınırlarını aşın. Yerelde kalmayın ulusala açılan gücünüz yüreğiniz varsa.

Altının değerini sarraf bilir. Her işin bir sarrafı var. şiirlerin yazıların sarrafları edebiyat dergileridir. “Ben yazdım, ben kitap yaptım” demekle olmuyor. Önemli olan onu tarihe, edebiyata mal etmek lazım. Hani meşhur bir Urfa sözü var birileri sürekli kendi hesaplarına geldiği için kullanırlar. Urfalının terazisi Urfalı’yı hafif tartar diye…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.