
Cüneyt Gökçe
27 Ekim 2006
Bir aylık çetin bir kulluk sınavını başarıyla aşma akabinde ilk ve peşin ödül olarak değerlendirilebilecek Ramazan Bayramı günlerini de geride bıraktık
Bir aylık sınav boyunca çeşitli testler uygulandı; farklı denemeler tatbik edildi.
Öncelikle, yaratılış amacına uygun bir biçimde nimetlerin şükrü eda edildi. Sıradan alışkanlıklar kırıldı ve: “Açlık nedir? Susuzluk nasıl bir şeydir?” şeklindeki sorular uygulamalı olarak cevaplandırıldı. Hali-vakti yerinde olan kimseler, kendilerinin dışında da bir takım değişik imkân ve statüdeki insanların varlığını “fark etti”. Hayat monoton olmaktan çıktı, bazen üzüntüler bazen de buruk sevinçler yaşandı.
Beş-altı odalı evleri “dar” gören insanların yanı sıra; bir göz “evi” paylaşan sekiz-on kişilik ailelerin “yaşadığı” bir dünyada olduğumuz gerçeği ortaya çıktı.. (Tabii, buna ‘yaşamak’ deniliyorsa)
Nazlı büyütülen çocukların yaşadığı dünyada aç, sefil, perişan, şefkatten mahrum, hakaret edilen ve horlanan; zulüm ve işkenceye uğrayan ve görünüşte onlar da “çocuk” olan yaratıkların farkına varıldı.
Sofrasını onlarca çeşit yemeklerle donatan ve yine de memnun ve mutlu olmayan toplulukların yanı sıra aç yatıp aç kalkan ve kelimenin tam anlamıyla “perişan” halde yaşayan ve içleri parçalayan insanların da olduğu gözlemlendi.
Gardırobu tıka basa dolu olanların yaşadığı bir dünyada; elbisesiz, ayakkabısız bir biçimde hayata sarılan ve yaşamaya çalışan insanların da var olduğu görüldü. Felaketler içerisinde yaşama mücadelesi veren evsiz, barksız, aç-biilaç kimsesizlerin varlığı hissedildi.
Efendim, listeyi daha da uzatabiliriz ancak şunu söylemekle yetinelim: Yaşanan, gözlenen, gözlemlenen, fark edilen, hissedilen, farkına varılan ve görülen gerçeklerin tamamının “her gün”, “her zaman” ve “her an” olduğunu unutmayalım.
Elbette ki, bayram günlerinde –meşru çerçevede- ve gaflete düşmeden eğlenmek, hoş vakit geçirmek herkesin hakkı… Ancak, bu güzelliklerin “başkasıyla” paylaşılması daha da güzeldir.
Kırık bir gönlün tamir edilerek yaşandığı bayram daha anlamlıdır. Bunu tercih etmişizdir, inşaallah!
Bir yetim, bir mahzun, bir mazlum, bir kimsesiz, bir yoksul, bir fakir ve bir muhtaç sevindirilerek yaşanan bayram daha manidardır.
Sıla-ı rahmin ihmal edilmediği, ahirete göçmüş veya yaşayan akrabaların –imkânlar ve şartlar ölçüsünde- hatırlandığı ve ziyaret edildiği bayramlar ne kadar güzeldir!
Sıkıntı yaşatmadan ve yük olmadan yapılan dost ziyaretlerinin bolca yer aldığı bayramlar ne kadar da anlamlıdır.
Herkesin kaynaşma ve dayanışma içerisinde olduğu, herkesin birbirinin iyilik ve güzelliğini isteği, dargınların olmadığı, sevinçlerin tam anlamıyla paylaşıldığı bir ortamda bayramı yaşamak mutluluk verici bir husustur.
Boynu bükük insanların yer almadığı, kenarda-köşede unutulan kimsenin hiç bulunmadığı ve herkesin kendisi ve çevresiyle barışık olduğu bir toplulukla bayramı idrak etmek ne kadar saadetli ve huzurlu bir şey!
Nefis terbiyesi, dayanışma ve kaynaşma, güzel hasletlere bürünme, sabır ve tahammül içerisinde bulunma, sevinç ve kederleri paylaşma, diğer-gam olma, kardeşçe yaşama ve sorumlulukları yerine getirme adına elde işlediğimiz tüm güzelliklerin ömür boyu devam ettirilmesi, bayramı daha da anlamlı kılacaktır.
Terk ettiğimiz kötü alışkanlıklara bir daha dönmeme azmi içerisinde bulunmak, Ramazan ve Bayramımızı daha da manidar hale getirecektir.
Güzelliklerin devam ettirilmesi ve çirkinliklere bir daha dönülmemesi temennisiyle geçmiş bayramınızı tekrar tebrik ediyorum.