NARSİZMİN AFİŞLERİ

Nejat Karagöz

Wikipedia, Narsisizm veya özseverlik hastalığını şöyle tanımlıyor:  Kişinin kendi bedensel ve/veya zihinsel benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık, kabaca tabirle kişinin kendisine âşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. TDK sözlüğünde de bu terim kabaca böyle açıklanmaktadır.

Siyaset kurumunun kesintisiz propaganda sayesinde ayakta durabildiği, reklam sektörünün de başta siyaset kurumu olmak üzere her türlü mal, malzeme, ürün, fikir ve düşüncenin tanıtılması, pazarlanması geniş yığınlara sunulması ve sonuç odaklı çalışması nedeniyle bu ikili muhteşem bir uyum ve paralellik sağlamış bulunmaktadır.

Paramızın dünyanın en değersiz paraları sınıfına düşmüş olmasına, kişi başına komu borç stokunun 50.000 TL’ye dayanmış olmasına, kamuya ait bütün üretim tesislerinin, fabrikaların haraç mezat satılmış olmasına, devletin tepeden tırnağa mafya ve çetelerle diz dize ilişki içerisinde olmasına, intiharların, cinayetlerin, tecavüzlerin, istismarların, kadın cinayetlerinin son yirmi senede 5-10 kat artmış olmasına rağmen; halkın bir bölümünün uzaya gittiğimize, ekonomimizin dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiş bulunduğuna inanması da işte bu  sayededir.

Demokrasilerde, halkın oylarıyla seçilip işbaşına getirilen kişilerin, kendilerini seçen kitleye karşı hesap verebilirlik, şeffaflık, adalet ve liyakati düstur edinerek çalışmaları, işin tabiatındandır.

Hükümetler ve bunların alt kurumları belli zaman aralıklarında gerek medya ve gerekse reklam araçlarıyla hizmetlerini halka duyurur, böylece boş oturmadıklarını, hizmete devam ettiklerini, kendilerine gösterilen teveccühü hak etmek için uğraştıklarını ifade ederler. Bunu yaparken de kamu kaynaklarından küçücük bütçeler kullanırlar.

Son birkaç gündür şehrin hemen her sokağında, caddelerde, bilboardlarda bu türden reklamlar görüyorum. Caddelerde, otobüs duraklarında asılı Yeşil-Sarı renkli, afişlerde şehrin spor kulübüne yaptığı yardımdan/destekten dolayı belediye başkanına övgüler, teşekkürler yer alıyor. Pek çoğunun adını sanını daha önce duymadığım, dernek yöneticisi sıfatıyla bu afişleri yazdırıp astıran kimselerin, hemen hemen aynı kelimelerle ifade ettikleri bu teşekkür ve övgü metinlerinin aynı kalemden çıktığına, bu afişlerin parasının da aynı kaynaktan ödendiği hususlarında şüphe kaldırmaz bir benzerlik var. Elbette maddi açıdan, akıbetinden haberdar bile olamadığımız kamu kaynaklarının yanında bu afişlere harcanan paranın lafının bile edilmeye değer bulunmaması gerekir (!)

Öte yandan bizzat belediye başkanlarının resim ve isimlerinin yer aldığı, başardıkları (!) asfaltlama çalışmaları gibi (Evet, bu kadar basite indirgenmiş maalesef) asli vazifeleri, var olma sebepleri olan işlerin bile milletin cebinden ve resimler ve isimler bastırılarak yapılması nasıl açıklanabilir?

Bütün bunları, kendini sevme hastalığının tedavi kabul etmez boyuta ulaşmış bir tezahürü olarak gördüğümü belirtmek isterim.

Günde kırk kere secde ettiğini zannettiğimiz bu insanların, Allah’a yöneldiklerinde kalplerinin titreyip titremediğini merak ederim hep. Düşünme yeteneğini yitirmiş ya da bu yeteneği hiç olmamış yığınları bu renkli resimlerle, süslü laflarla aldatmanın su içmek kadar kolay olduğu zamanımızda, yapılan işlerde Allah rızasına uygunluğun izlerini bulmak o denli kolay değil.

Bendeniz, son elli senede belediye binalarının girişlerinde belediye başkanlarının kocaman pano fotoğraflarının yer aldığına şahit olmamıştım. Parasının milletin cebinden ödendiği su götürmez bir gerçek olan bu hareketin, izaha muhtaç pek çok yan vardır…

Ben, NARSİZM  diyorum, siz ne dersiniz?