Müşterek sorumluluklarımız…

Ahmet Karavelioğlu

      İnsanlar
birlikte yaşamaya başlamakla, bir takım sorumluluklar almaya ve dayanışma
içinde yaşamaya lüzum duymuşlardır.

Peki
dayanışma nedir?

Dayanışma;
toplum halinde yaşayan insanların birbirlerine karşı duydukları sorumluluk
duygusudur.

Bu
sorumluluk bazen hukuk ile olur, şöyle ki;

Vatandaşların
devletle ve birbirleri ile olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünü vardır
ki buna hukuk denir.

Her
devletin, düzeni sağlamak için hukuk kurallarına ihtiyacı vardır.

Toplum
düzenini, insanların yaşamını sağlayan kural ve kanunlar devlet tarafından
yapılır. Böylece insanların yaşamlarını, ilişkilerini sağlıklı bir şekilde
yürüterek geliştirmek ister.

Bunların
dışında biz vatandaşların da sorumlulukları vardır.

Bunları
yeterince yerine getiriyor muyuz?

Halbuki
günlük yaşantımızda, bilhassa ilimizde sık sık karşılaştığımız olumsuzluklar da
vardır.

Bunları
gözlemlerimize dayanarak sunmak istiyorum ;

-Apartmanlarda
oturan kişiler, mahallede yaşayan bireyler olarak buraların ortak yaşam
alanları olduğunu unutmamalıyız.

-Balkon
kenarlarını hortum tutarak yıkamak, Alt katlarda yaşayan insanların varlığını
düşünmek, Balkonda çamaşırlarının olduğunu hesaba katmak, balkondan ‘pat’ diye
bir şeyler aşağıya atmamak, dış kapı önlerine bir çuval dolusu ayakkabı
bırakmamak, bu alanların  müşterek
alanlar olduğunu, gerek görüntü ve gerekse nahoş kokular yayılmasının  önüne geçmenin hepimizin görevi olduğunu, çöp
poşetlerini dış kapı önüne bırakmanın 
çok yanlış bir davranış olduğunu, sigara izmaritlerini merdivenlere
atmanın nezaket kurallarına uymadığını düşünmeli, yapanları uyarmalıyız.

-Büyüklerimizin
eskiden kalma bir sözü vardır; zararlı bir kişinin mahalleye zarar verdiğini
söylerlerdi. Ayrıca bir mahallede, bir apartmanda oturan kişilerin yeri
geldiğinde mahallenin, binanın dürüst birer koruyucusu olduğunu, çevresini gözü
gibi koruyup-kolladığını biliriz.

-Yine
zaman zaman şehir içi otobüslerde, minibüslerde şahit olduğumuz; çok yüksek
sesle konuşmalar, bir yaşlı, bir kadın veya engelli geldiğinde onlara saygı
gereği yer vermemek veya görmezden gelmek bizim güzel değerlerimize hiç
uymamaktadır.

-Caddelere-sokaklara
ulu orta tükürmeler, sigara izmaritlerini araba penceresinden dışarı dökmeler,
yüce dinimizin ulvi değerleri ile (Temizlik imandandır) hiç mi hiç
bağdaşmamaktadır.

-Park
ve bahçelerin hepimizin yaşam alanları olduğunu, ağaç dallarını kıran
çocuklara, çimenlere ulu orta basan vatandaşlara bu davranışlarının yanlış
olduğunu hatırlatmak durumundayız. Parkların uyku alanları, mangal keyfi
yapılan yerler olamayacağını bilmemiz gerekir.

-Caddelerin
pazar yeri olmadığını, manav ve bakkalların üzeri açık kuru Urfa isotu,
salçası, çay, baharat, prinç-bulgur v.b-gıda maddeleri satışının hem yanlış,
hem de sağlık açısından sakıncalı olduğunu bilmeli, ayrıca yetkili kurum ve
kuruluşlarca da buraların denetim ve kontrolleri sıkıca yapılmalıdır.

-Yazın
sıcak günlerinde, tatlıcı dükkanlarında eldivensiz dondurma satışları,
Kasapların parmakla sıyırıp kıyma et satmaları, aynı bardaklardan meyan
şerbetinin sunuluşu, taziyelerde yüzlerce kişinin aynı fincandan mırra içişi
eğiterek ve denetleyerek engellenmelidir.

-Fırınlarda
çalışanların başlarında başlık, ağızlarında maske türünden koruyucuların
olması, çalışma anında sigara içilmemesi, çalışanların hijyen kurallarına uygun
giyinmeleri, çalışmalarının ve denetimlerinin ciddiyetle yapılması, toplum
sağlığı açısından çok önemlidir.

Bu
söylediklerimizi çoğaltabiliriz.

Yukarıda
sıraladığımız olumlu-olumsuz davranışlar nihayet eğitim ile daha mükemmel hale
dönüştürülür.

Yani
insanların toplum içinde yerlerini almaları, topluma ve kendilerine yararlı
olmaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayış kazanılması-kazandırılması ile
mümkün olur.

Olumsuzlukların
az, güzelliklerin çok olması dileklerimle kalın sağlıcakla.

Saygılar.