Mahmut Çepoğlu
17 Ekim 2006
Bu ülke insanın demokrasiyi özümsemesi, laikliği anlamaktan geçer. Laiklik ulusal yönetimin çatısını oluşturan bir olgudur. Dört duvar ve üzerine kurulan çatı laikliğin özgünleştirilmesi olarak algılanmalıdır. Çatının yıkılması demek din ve devlet işlerinin karışması demektir. Bu da dinin siyaset yada siyasetin dinin emrine girmesi demek olur. Bugün olduğu gibi, Cumhuriyet tarihinde din ve devlet işlerinin karıştırılmamış, laiklik sayesinde, konuşma, ilim elde etme, din ilminin en ücra köşeye kadar yayılmasına vesile olmuştur. Din ile kamu yaşamını birbirinden ayrıldığı sürece problem yok, ama aksi olduğu taktirde içinden onulmaz problemlerin çıkacağını bilmemizde yarar var. Günümüz koşullarında toplumsal, siyasal, ekonomik, eğitim ve sanatsal konumu belirleyen onlara yön veren laikliktir. Dini siyasetin emrine sokulması nasıl yanlışsa, siyasette dinin emrine konması doğru değildir. Bunu söylerken din düşmanlığı aklımdan geçirmediğim gibi laikliğin sistemindeki yerini bulma uğraşı verme çabasındayım. Dinin özüyle özgürleşmesi, dindarların tüm sadeliğiyle dindar olmalarının diğer bir deyimle akılcılığın dinle birleşmesi soncu tahammül, saygı, hak-hukuk bilirliği laiklik sayesinde yerini bulmuştur. Bu girizgaha neden; son günlerde, ülkenin en üst düzeyinden yerel çevremize kadar yetkili ağızlardan gelen laiklik ve anti laik tartışmaların dile gelmesinden dolayı kaleme aldım. Gözler ve kulaklar Harran Üniversitesi’nin açılışı nedeniyle Rektör Sayın Uğur Büyükburç’un açılış konuşmasındaydı. Rektör bey bu konuşmalarını yıllarca yaptı, her platformda laikliğin gerekliliğini vurguladığı gibi, irticaya karşı olduğunu hep söyledi. Üniversiteler ölmüş adet gelenekler üzerine değil; geleceğe yön veren kurumlardır. Bilimsel çalışırlar, yenilikçidirler, çağın gereğini verme uğraşındadırlar. Geleceğin Türkiye’sini düşünürsek belki söylenenler az bile gelir. Hala etrafımızda izlediğimiz ve tasvip etmediğimiz birçok batıl inancın yaşandığını görmüyor muyuz? Televizyonlara yansıyanlar bana M.Ö. iki bin yıl önce putlara tapanların yiyecek ve içeceklerini putların önüne koyup kutsanmasını beklerken üçbin beşyüz yıl sonra aynı tabloyla karşılaşmak irtica değil de nedir. Mezardan, şifalı diye sudan, topraktan, taştan medet umanlara ne buyurursunuz. ıslam dini, hurafeye, tabulara, batıl inançlara hep karşı olmuştur. Karşı olmak elbette düşünen beyinlerin hakkı olsa gerek, bunu söylerken suç olmadığı gibi toplumun menfaatine yarar şeylerdir beklentilerimiz. Rektör beyin aynı zamanda “bir veda konuşması” dediği üniversitenin yeni yıldaki açılış konuşmasından dolayı gelen kimilerine göre aykırı kimilerine göre doğrunun vücut bulması demokrasinin gereğidir. Bu devletin en üst rakımından aşağılara kadar gelmiş olmasının sebebidir. Bu sezgiler kadar görünenler için söylenen sözlerdir. Elbette yazarlık aykırılık ister. Ben rektör beyi hep Urfa’ya hizmetleri ile değerlendirdim. Halen de bu çalışmalarından dolayı kutluyorum. Öncekilerinden böyle bir hizmet görmediğimiz için elbette takdir onun hakkıdır. Yanlışlıklar hepimizin zararınadır. Doğruyu bulma anlamında uyarılarımız hep oldu. Harran Üniversitesi’nin geçmişine baktığımızda başarılı çalışmalara imza atmış.“ Ben gidersem sazım sen kal dünyada” misali, yaptığı eserlerin ondan geride kalması onu hep aramızda anılmasına neden olacaktır. Fiziki yapı kadar içi doldurulmuş çeşitli araştırmaların yapıldığı laboratuarlar, sanat ve edebiyat araştırmaların yapıldığı kütüphane, hizmette sınır tanımamazlığın gerçeğini gördük diyebilirim. Devlet yaşamında ana ilke laikliktir. Dünyevi yaşamda olduğu gibi ailede, kültürde, eğitimde de laiklik esas temeli teşkil eder. Elbette laikliği uygulayanlar insanlardır. Onlar kimi zaman yanlış anlatım ve uygulamalarla laikliği dine karşı gösterebilirler. Her şeyde olduğu gibi bu tür tartışmalarda laikliği, Atatürkçülüğü, kalkan yapanlarda çıkabilir. Önemli olan bizim laikliği bilmemiz, öğrenmemiz ve ona göre yaşamımızı, düşüncelerimizi düzenlememizdir. Buna göre rektör beyin “diz çöküp el öpme” değerlendirdiği olayı haklı bulmamak mümkün mü? Her şey öyle yozlaştırılmış ki kim büyüktür? kim saygındır? kimin kişiliğiyle, din bilgisiyle üstün vasıflara sahiptir, ayırt etmek mümkün değildir. Elbette güzel vasıfları taşıyan insanlar vardır. Öyle bir dönemdeyiz ki sapla saman, akla kara karışmış gidiyor. Ben laiklik ilkesinin devlet yapısını güçlendirdiği gibi dinin serbestçe kavratılmasına yardımcı olduğuna inanıyorum. Eğer din ve devlet işleri karıştırılmış olsaydı sanırım dini değerle bu kadar yükselmez gizli kapaklı kuru kuruya bir Arapça öğrenir olurduk. Oysa insanlar okuyarak dini de, laikliği de en iyi şekilde öğreniyor. Ne kimse dininden olusun ne kimse laik olma mecburiyetinde kalsın. Din kul ile Allah arasındaki ilişkileri düzenlerken laiklik toplumsal yaşamı dizeyinin referansıdır.