Fransız İnsan hakları Evrensel Bildirgesinin yayınlanmasının üzerinden yaklaşık 220 yıl, Birleşmiş Milletlerin bu bildirgeyi uluslar arası insan haklarının temel kaynağı olarak kabul etmesinin üzerinden ise tam 60 yıl geçti…


İnsanoğlu arsızca insan haklarını ihlal etmeye devam ediyor!


Yine dünyanın büyük bir bölümünde açlık, yoksulluk, şiddet, toplumsal eşitsizlik, etnik, dini ve cinsel baskılar almış başını götürüyor!


Hele bu küresel krizden sonra artan ihlaller daha kötüye gideceğimizin işaretlerini veriyor!


Kapitalizm, yine kendisinden kaynaklanan kısırdöngüsünün acısını yoksul ülkeleri biraz daha sömürerek, biraz daha damarlarına kadar girerek çıkarmaya çalışacaktır.  


           Karından (açgözlülüğünden) vazgeçemeyen büyük sermaye, piyasadaki durgunluk ve gerilemeyi aşmak için işten çıkarma, ücretleri kısma, hak ihlalleri gibi yaşamsal ve onur kırıcı yollara başvuracaktır…


            Oysa her iki belgede de yer aldığı gibi insan hakları, önemini insan onurundan alır. Bu hakları kritik kılan şey yalnızca giderek artan ve derinleşen toplumsal eşitsizlik, etnik ve dinsel baskı, yoksulluk değil, bunların gerek toplum gerekse birey üzerinde yarattığı duygusal şiddettir. Yani onurlarına uygulanan baskıdır.


            Nedense insan haklarının gündeme getirilmesinin ardında hep ideolojik kuşkular arandı bugüne kadar. İnsan hakları ihlallerini konuşmak ve tartışmak yeterli destek görmedi. İnsan haklarını gündemine alanlara bir ideolojik etiket yapıştırıldı. Oysaki hak ihlalleri hepimizin sorunu olmalıydı…


Bu yüzdendir ki insan hakları karnemiz bir türlü kırık notlardan kurtulamadı…


            Aslında gezegenimizin karnesi de çok kötü. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)’nın her yıl yayınladığı İnsani Gelişim Raporları çok ilginç tespitler içeriyor.


            Dünyadaki sosyo-ekonomik eşitsizlik beraberinde yaşamın her alanındaki insan hakları ihlallerini de getiriyor.


            Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporlarına göre (küresel krizden önce) dünyada 1.3 milyar insan açlıktan ölüm sınırında.


            3 Milyar insan günlük 2 doların altında bir gelirle geçiniyor!


            Her yıl 30 milyon insan açlıktan ölüyor.


            Hoyrat şartlarda sömürülen 300 milyon çocuk var.


            1 Milyar insan okuma yazma bilmiyor.


            En yoksul %20’nin dünya gelirinden aldığı pay 1965’te %2.3, 1970’te %2.2, 1980’de %1.7, 1990’da %1.4, 2000’de%1’dir.


            En zengin %20’nin dünya gelirinden aldığı pay 1965’te %69.5, 1990’da %83.4, 2000’de %86 civarında…


            Gelelim Türkiye’ye…


            Türkiye İnsani Gelişim sıralamasında 177 ülke arasından geçen yıl 84. sıradaydı üstelik 17. büyük ekonomi gibi bir çelişki ile…


2006’da 94, bir önceki yıl 96. sıradaydı. Sıralamadaki komşularımız Surinam, Ürdün, Çin, Gırnata, Ermenistan gibi ülkeler. Bunlar ‘orta sınıf ülkeler’ arasında.


            Üyesi olmaya çalıştığı AB ülkelerinin tümü ise ‘yüksek gelişen ülkeler’ grubunda…


            Türkiye’de insanların %2.4’ü günde bir dolardan az, %18’i 2 dolardan az bir gelirle yaşamaktadır.


            Yine bir UNDP Raporuna göre Türkiye’deki en yoksul %10 gelirin 2.3’ünü alırken en zengin %10 gelirin %32.3’ünü almaktadır.


            Cinsiyet anlamında da derin çelişkiler var.


            Kadınların %8’i yönetici, üst düzey yönetim ve hukuk alanında çalışıyor. Yine kadınların ancak %35’i aile geçimine katkıda bulunabiliyor.


            Bunlar kapitalizm ve onun yeni versiyonu olan küreselleşmenin insanlığa bıraktığı miras.


                         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.