Aney hayatda çamaşır yıkar. O sıra oğlu elinde kalınca sarılmış katkılı sığara ile içeri girer.

Aney oğlunun bıraktığı sigaradan iki yudum alır,  sonra çamaşır leğenini eline alıp, ahenkli bir şekilde dönmeye başlar.

Aney otur, teşti al,gesi yaga, niye hayadın içinde dönisen?

Sigaradan kafayı bulan aney tempolu adımlarla hem döner, hem şarkı söyler:

Oğlum benim için her teref teşt.

Teşt denince aklıma hep “DEVTEşTı” gelir.

Devteşti devasa büyüklükte leğen biçimde yapılmış adını verdiği Devteşti mahallesinde yer alır. 

Havuz öylesine büyüktür ki; halk arasındaki efsaneye göre; devler havuzda çamaşır yıkamaya gelirmiş. Aslında Hıristiyanların yaşadığı dönemlerden kalma su kaynağı; içme bahçe sulama ve vaftiz havuzu olarak da kullanılırmış.

Hatırlıyorum: havuzun içi kaya taşlardan örülüydü… Saydam ve temiz suyla doluydu… Yüzmeye gelen gençlerle dolup taşardı…   Kaynaktan artan sular GAP sulama sisteminin minyatürü gibi tünel ve kanaletlerle civardaki bahçeler beslenirdi. Rengârenk çiçeklerin açtığı olağanüstü güzel,  piknik alanları vardı… (Lale devri çocukları işte)

Belediye,  havuzu temizleyerek çevresini tel örgü çekmiş.

Emeğe saygı duymayan “pintiler” tel örgünün üzerinden çöp atarak havuzu tekrar doldurmuşlar.

Havuzla ilgili  Yrd.Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlundan ayrıca bilgi istedim.

“Külaflı Tepesi ve Dev Teşti civarı M.S. 4. yüzyılda Hıristiyan şehitlerinin mezar ve türbelerinin bulunduğu bir bölge idi. Bu yüzyılda Putperestliği ret edip Hıristiyanlığı benimseyen insanlar, Putperest valinin emri ile bu bölgeye getirilip şehit ediliyordu. Bu şehitlerin en tanınmışları Gurya, şmona ve Habbib adlarındaki Hıristiyanlardır. Ayrıca bu bölgede yer alan Devteşti (Süleyman Pınarı) , Aziz Thaddeus’un ilk Hıristiyan olanları vaftiz ettiği kutsal havuz olarak biliniyordu.”

 Prof. Segal’in Edessa isimli kitabında: azizlerin mezarlarının bu bölgede olduğunu belirtmekte.

Devteşti adını verdiği mahallenin ortasında yok olmak üzere.  Havuz civarında arkeolojik kazı yapılmadı…

Kim bilir neler kaldı toprak altında?  Kazı yapılsaydı ya da havuz çevresinde düzenleme yapılsaydı, yüzlerce kişinin geçimini sağlayacak tarihi bir havzamız daha olacaktı.

Ama nerdeeee…

Devteştiymiş.. …

Tarihmiş…             

Turizmmiş…

Ekmek kapısıymış…

Kimin umurunda!

“Nereyi yıkıp iş merkezi otel yapsak”  Yer geziniyorlar…

Oysa otel ve iş merkezlerini, tarihi ve turistik alanlar besler.

Herkesin elinde sığara, her yer teşt. Dön Aney dön.

Üstelik devler artık Devteşti de ges yıkamıyor.

Onlar daha büyük “ihale havuzlarında” boğuluyor.

*

NOT: Üç yıl önce Devteşti’yle ilgili hoyratlığı dile getirmiştim. Değişen tek şey havuz civarında daha çok yapılaşan evler.

Urfa ağzı:

Teşt: Leğen- Ges: Çamaşır- Hayad: Avlu

Devteşti: Süleymaniye pınarı

Kaynak: J.B.Segal., Edessa The Blessed City, Türkçe Çeviri: Prof.Dr.Ahmet Aslan, Edessa (Urfa) Kutsal şehir, ıstanbul, 2002.

John Freely., “Urfa ve Harran Seyyahları”, Uygarlıklar Kapısı Urfa, ıstanbul, 2002.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.