Bir insana sen hayvanlara benziyorsun veya “hayvan gibi adam“ denildiğinde, belki de söz söylemeye gerek kalmadan çok kaba bir cevapla işin sonu kavgaya varır. Ama nedense bizler en sevdiklerimizi gözleriyle, yürüyüşüyle, huyu ile hayvanlara benzetmede hiçbir sakınca bulmayız. Hatta “aslan gibi adam, kurt gibi yaman, koçum benim” denildiğinde; ses çıkarmak bir yana böbürlenmeler başlar.

Gelmiş geçmiş ve halen yaşamakta olan aşıklar, şairler, yazarlar, sevdalılar, sevenler, sevilenler, sevgililerini ifade ederken sevgilisinin gözlerini bir hayvanın gözlerine benzetmekte bir sakınca görmezler. Güzelliğini, yürüyüşünü, yürüyen veya uçan bir hayvanla özdeşleştirmeden çekinmezler. Türkülerde hep rastlarsınız, “ceylan gözlüm sen bu elden gidersen”, “ceylan gibi, keklik sekişli” derken “keklik gibi daldan dala konar idim ben” türküsünü anımsadım. “Kumrular ve yeşil ördek gibi daldın göllere” ve daha neler neler…

Doğadaki diğer canlılar unutulmuş değil “kelebek”, “arım balım peteğim”, zaten bülbülün ve gülün yer almadığı türkü, şarkı, şiir yok gibi. Zaman zaman hayvanlarla kalmayıp insanın zekâsıyla, konuşmasıyla diğer canlılardan farklılığını unutup, onların üstünlüğünü bir yana bırakıp, sevgiliyi doğadaki çiçeklere benzeterek onun güzelliğini anlatmak isterler.

Gül, bunların başında gelir. Lale, sümbül, nergis, çiğdem, reyhan, menekşe ve daha nicesi. Benzetmek bir yana birde bu çiçek isimleri, hayvan isimleri insanlara verilmiş. ınsanlara çiçek isminin verilmesi bir güzellikte, soyadı olarak kullanılan hayvan isimlerini de hadi kabul ettik; ama insanlara hayvan isimlerinin verilmesine bir anlam veremedim. Hatırladıklarım, aslan, koçali, kartal, şahin, doğan, suna, meral, ceylan, hazal, asena bunların başında gelir.

Günlük konuşmalarımızda birde argo sözcükler karşımıza çıkıyor. ıster istemez kulak misafiri oluruz. Adamın biri sokakta geçmekte olan kadının birine laf atar. “Kitap gibi kadın”. kitabın güzelliğini vurgularken kadını da kitaplaştırır. Ardından “aç aç oku” derken kendisinin hiç kitap okumadığı her halinden belli.

Bir kadının güzelliğini anlatmak için “tay gibi kadın “ derken ayrı bir heyecan buluyor kendine göre. şair de “kadınım, kısrağım” demekte bir sakınca görmediği gibi, “bazen deli bir tayım/ sana koşturan/ bazen munis bir kedi, dizinde uyuyan” demekten kendini alamamakta var, işin içinde.

ınsanlar kızdıklarında en sevdiklerine bile beygire, katıra ya da başka bir hayvana benzetmeden geri kalmazlar. Zaten şu zavallı “eşek” insanların elinden çekmediği kalmamış. Her yanlış hareketin onlarla anılmasına ne kadar alındıklarını bir bilsek, her halde söylemezdik. Biraz düşününüz: eşeklerin ruh dünyasına bakın, eşeklerin ne kadar sevindiklerini görürsünüz. “Bakın şu insanlara birbirlerini bize benzetmekten ne kadar zevk alıyorlar. Biz niçin birbirimizi sizlere benzetmiyoruz” dediklerini hissedersiniz.

Hayvanlardan aldığımız isim veya onlara benzetilmeler yetmezmiş gibi birde günlük yaşantımızda hayvanları anamadan edemeyiz. Hemen temizlik konusu gelince; “aslan yattığı yerden belli olur “ diye ata sözü söylenir. Acaba diyorum, insanlar bir hayvan kadar temiz olamıyorlar mı ki hayvanı örnek gösteriyorlar. Hayvanlarda düşünme, idrak etme, irade olmadığı halde temizliği biliyorlarsa, insanlar binlerce yıldan bu yana düşünerek, yazarak, okuyarak neden bir şeyler elde edememenin, başarısızlığını yaşıyorlar. Bazen takılmalarda birisinin çok iyi yemek yediğini anlatmak için “bak hele aslanlar gibi yemekte”. Halbuki hayvanların avladıkları hayvanları nasıl parçalayıp yediklerini bilirsiniz. Görmeyen varsa televizyon programlarında bir safari programı izlesin.

Bana göre, insanlar güzelliklerini, erdemlerini, dahası insanlığın gereğini kaybettikleri için onları hayvanlara ve çiçeklere benzetiyoruz. Çünkü düşünen, konuşan yetenekleri gelişmiş irade sahibi en güzel varlık insandır. ınsanlık vasıf ve sıfatlarına gelince; doğruluk, dürüstlük, sevgi gösterisi, alicenaplık, hatırşinas olmak, kalenderlik insanlığın gereğidir. Ancak tüm bu erdemleri kaybettiğimizden şimdi insanları hal ve davranışlarından dolayı “çok iyi bir insan diyoruz”. ınsan iyi olmak zorundadır. Yaptığımız ve yapacağımız tüm güzellikler insanlığın gereğidir. Merhamet sahibi olmak, insanların yardımına koşmak, hasta ziyareti, ölülere saygı, fakire yardım. Düşkün ve yoksulların elinden tutmak.

Canlı ve cansız varlıkları bırakıp sevdiklerimizi hiç görmediğimiz sadece kutsal kitaplarla varlığı bilinen meleklere benzetiriz. Kızdığımızda da onları zebanileştirmekten geri durmayız. “Melek gibi kadın”, “ adam değil zebani ” her gün duyduğumuz sözler. Sevince “peri gibi” kızınca birden onları cadalozlaştırmadan geri kalmayız.

Yaratıcının bize verdiği tüm güzel vasıfları nedense hayvanlara benzeterek, bitkilerle özdeşleştirerek güzellik olduğunu sergiliyoruz. ınsan olduğumuzu unutmadan, insanlığın gereğini yaparak insanlığa sahip çıkarak bir şeyler elde edelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.