ıstiklâl Savaşı öncesinde, düşman işgaline uğradığımız o hazin günlerde bir bahar mevsimi dallar yeşeriyor, çiçekler açıyorken, merhume Halide Nusret Zorlutuna hanımefendi ruhumuza baskı yapan esaret günlerinin acısı ile, ilkbaharın bu “Hoş gelişi” tezadını hazm’edemiyor, büyük bir üzüntü içerisinde “Git Bahar!…” ı yazıyordu.. Yine o günlerde merhum Süleyman Nazif’in kaleme aldığı “Kara Bir Gün…” Makalesi gibi hazin bir deyiş olan “Git Bahar!…” yıkılış ve diriliş günlerimizin unutulmaz hatıralarındandır.

Bugün çok şükür o günleri atlattık. Elbirliği, güçbirliği ile istiklâlimizi elde ettik. Cumhuriyetimiz 83. yaşına vasıl oluyor. Demokratik idaremiz, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz dimdik ayakta, 70 milyonluk nüfusumuzla dünyanın saygın bir Devleti durumundayız. Ordumuz, idari kurumlarımız, sivil toplum örgütlerimiz faaliyette. Herkesim üzerine düşen görevi yapma çabasında. Ekonomimiz gelişiyor, kalkınma hızımız gurur veriyor..

Herşey tamtas yerinde olmamakla beraber, bazı sıkıntılarımız da bulunmakla beraber bunca saadet Türk Milletine çok görülmez mi? Asırlardır bizi yok etmek için uğraşan gizli ve açık düşmanlarımız birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışmaz mı? Her vatandaşımız çalışarak istediği yere ulaşmağa muktedir olduğu halde eşitsizlikten, ezilmişlikten dem vuran olmaz mı?.. Onlar bizi bölmek, geri kalmışlığımızı seyr’etmek için asırlardır boş durmuyorlar, kolay kolay durmayacaklar da.. Ancak, kendileriyle yarışa her bakımdan hazı olduğumuzu gördükleri zaman bizden el çekmeğe mecbur olacaklardır.

Biz; kalkınmışlığımızı, her bakımdan gelişmişliğimizi tamamlamak zorundayız. Akıl, mantık ve sevgi ile kucaklaşmağa tarihi ve geleneksel borcumuz vardır. Vatanımızın ve Milletimizin saadet ve selâmetini kendi huzurumuz kadar içten ve derinden düşünmek mükellefiyetinde olduğumuzu unutmamalıyız.

Son yıllarda “Nevruz”la başlayan aykırılıklar kimseye birşey kazandırmamıştır. Nevruz, lâstiklerin kara dumanlarını güzelim bahar havasına karıştırmak mıdır? Çoluk-çocuğun, istikbalini ve hayatını söndürmek midir? Nice yuvaları öksüz-yetim bırakmak mıdır? Vatanını ve Milletini koruyan askeri polisi kurşunlamak, taşlamak mıdır?

Bu Memlekete hizmet verecek iş adamını, tüccarı Bölgeden soğutmak mıdır?

Okulları, dükkânları işlemez hale getirmek midir? şehir ve kasabalarda terör estirmek midir? Bu “Nevruz”lardan kim faydalanıyor? Kırılıp dökülen camlardan, yağmalanan dükkânlardan, yakılan otomobillerden kim mutlu oluyor? 1 Mayıs’lara kadar devam eden baharlardan kim kâm alıyor? Karlı, kara kış günlerinin stresini kim üzerinden atabiliyor? Kimler böyle baharlara “Git bahar!..”dememek için kendini zorluyor? Hangi görevliler ve vatandaşlar artık böyle baharlar istemiyor?

Bunları akıl süzgecinden geçirip elele, gönül gönüle vererek gelecek “Nevruzlar” için geniş zaman içerisinde düşünmeli, güzel bahar günlerini vatandaşlarımıza zehir etmemeliyiz.

Bu Vatanın; hürriyetimizin Cumhuriyetimizin kolay kazanılmadığını da düşünerek, kötü emellere alet olmamağa çalışmalı, yaşadığımız nimetlerin, elde ettiğimiz faziletlerin değerini bilmeli, Ülkemizi ilel-ebed yaşatarak dünyadaki yerimizi ve itibarımızı sağlamlaştırmalıyız.

Nimetler elden çıkınca kadri gayet iyi bilinir ama iş işten geçer. Önemli olan nimetler ve imkânlar elde iken onun kıymetini bilmek, korumak ve geliştirmek olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.