
Mehmet Göncü
13 Mayıs 2009
Karaköprü beldemizi uzun zamandan beri görmemi
Gitmek istemedim. Ne
şet bey ‘merak etme, sıradaki arkadaşlar seninde tanıdığın kimselerdir. Seni görünce sevineceklerine emin ol deyince Neşet beyi kırmayıp anılan geceye katıldım.İyi ki de gitmi
şim. Çok faydalı sohbetler yapıldı ve Halil Biner amca gazeller okudu. Böylelikle üzerimizde birikmiş olan günlük ve haftalık stresimiz atılmış oldu.Yazı
mın konu başlığına gelince; işte bu sıra nedeni ile Gölpınar yolunda Karaköprü’den geçerken fark ettim beldenin değişimini ve gelişimini.Hey gidi günler hey. Çocukluğ
umun hemen hemen her yazını ailece Karaköprü’nün Kuzey batısında bulunan üzüm bağlarına kurduğumuz haymalarda ve çadırlarda geçirirdik.Ailenin yeti
şkin erkekleri, sabah namazından sonra merkeplere binerek, şehirdeki işlerinin başına giderler, kadınlar ise günlük rutin işleriyle meşgul olurlardı.Biz çocuklar ise, e
şeklerle suya gider, Akpınar’dan tenekelerle su getirirdik. Daha sonra yine merkeplerle, yakacak için tezek toplamaya giderdik. Zaman kalınca da o dönemde yaz-kış kurumadan akan derede yıkanır, zehirsiz su yılanları, Kurbağa ve kaplumbağalarla oynar, acıkınca da olgunlaşmış siyah böğürtlenlerle açlığımızı gidermeye çalışırdık.Yani ya
şamı yaşayarak öğrenir ve doğayı tanıyarak büyürdük.Bakı
n bu manada bir anımı size anlatayım;Bir gün Mehmet Nuri amcama ben bir e
şek istiyorum diye istekte bulundum. Rahmetli beni çok severdi. “Peki” dedi. Birlikte Beykapısı’na gittik. Mezattan bana bir liraya siyah bir eşek satın aldı.Çok sakin görünümlü e
şekle hemen o gün su getirmeye ben gitmek için ısrar edince onlar da hadi git dediler. Ben de eşeğin sırtına iki teneke yükleyip yola çıktım. Bu arada kendi kendime de vakit henüz var. Karaköprü’de bostan sulama havuzlarının birinde biraz yüzeyim, suyu sonra götürürüm diye düşündüm ve düşündüğümü de yaptım. Gidip bostan havuzlarının birinde yüzmeye başladım. Bir an eşeğimin de yüzüp serinlemesini aklımdan geçirdim. Sudan çıktım, eşeğin sırtındaki boş tenekeleri indirdim, palanı çözdüm. Eşeği havuzun kenarına getirip yan tarafından süratle ittim. Eşek havuza düştü, başladı bir boydan bir boya yüzmeye. Ancak hayvan çıkmak istiyor, çıkamıyor. Su derin, hayvan burnundan soluyor. Bir türlü çıkamıyor. Baktım ki eşek sudan çıkamıyor. Bastım feryadı; “Eşeğim suya düştü, boğulacak!” diye..Neyse ki; tarlalarda çalış
an yetişkin güçlü insanlar var. Hemen yardıma koştular, belki on kişi geldi, Kalas, direk getirdiler. Bin bir zorlukla eşeği sudan çıkardılar. Eşek bir müddet sirkelendi ve dinlendi.Haymaya dönme zamanı
m geçti diye eşeğe palanını bağlamak için yanına gittiğimde ise bana öyle bir çifte vurdu ki, ayak kaval kemiğim günlerce acıdı. Ancak, başka çifte de atmadı, yalnız bir tane. Böylelikle ödeştik.Sonra geç de olsa suyu bağ
dakilere yetiştirdim ama epeyi de azar işittim.Şimdiki Karaköprü çok güzel, yazları
serin ve modern bir kent görünümünde ama ben yine de çocukluk yıllarımdaki Karaköprü’yü özlüyorum.Dürüst ve
şeffaf bir toplumda; lütufta geride, kahırda önde olan dostlarınızın çok olması dileği ile kalın sağlıcakla…