2006 eğitim ve öğretim yılının OKS ve ÖSS sınavları yapıldıktan sonra öğrencilerin ferdi puanları belirlendi ve ıllerin başarı sıralamaları da ilân edildi. Urfa 81 ıl içinde 70 lerde kalınca “tembel sırası”na oturtuldu ve suçlular aranmağa başlandı…

Bu hengâmede sorumlu görevde bulunanlar kendilerine göre mazeretler bulup “savunma”ya geçtiler. Görev itibariyle tali derecede bulunanlarla hiç sorumluluk taşımayanlar ise “hücûm” daydılar.

Biz başarısızlığın sebeplerinin bu şekilde bulunacağı ve gelecek ders yılının bu tarzda bulunacak maddelerle daha iyi olacağı kanaatinde değiliz. Milli Eğitimde birlik sağlanmazsa ve kafa asrın icaplarına göre değişmezse Ülkemizin ve dolayısıyla Urfamızın düzeleceğine inanmıyoruz. Yalnız 2007 senesi değil, birkaç yılımızı alsa da kökü derinde olan bu yaraya derman aranmalı, bulunmalı ve ona göre her yıl bir yeni oyunla değiştirilip bozulmadan yola devam edilmelidir.

Bunun için yapılacak ilk iş de “Milli Eğitim şûrası”nın toplanması ve ciddi çalışmalar içine girilmesidir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra ne bu kadar okulumuz, ne bu kadar öğretmenimiz vardı. Kitap, defter, kalem bulmak bile önemli bir iş ve ihtiyaçtı. Bulunan öğretmenlerin çoğunluğu öğrenciler gibi lâtin harflerini yeni öğrenmiş ve öğretime başlamış kimselerdi. Yuvarlak hesap 40-50 yıl yeni öğretmenler yetiştirilmeğe çalışıldı. ılk yıllarda tedrisata konulan kitaplar uzun yıllar değişime uğramadan kaldı. Bu usül daha verimli idi.

O yıllarda Üniversitemiz bir ıstanbul, bir de Ankara’da bulunuyordu. Ama oradan mezun olanlar parmakla gösteriliyor, derin saygı ve sevgiye muhatap oluyorlardı. Ortaokul ve liseler bile bugünkü Üniversitelerden daha değerli adam yetiştiriyorlardı. Sonra neler olduysa oldu. Milli Eğitimimize bir hastalık düştü. Kendi milli metodlarımızdan onarılmaz yaralar almışlar gibi bir Amerikan, bir ıngiliz, bir Fransız metodları getirip uygulamaya başladılar. “Bunlar bünyemize uyuyor mu, uymuyor mu?” diye düşünmediler.

Yetmiyormuş gibi siyasetin bolluğu içinde

Milli Eğitim Bakanlarını da bollaştırdılar. Öyle ki, bir iktidar döneminde 4-5 Milli Eğitim Bakanı geldi, gitti. Üstelik aynı iktidardan olduğu halde birinin yaptığını öbürü beğenmedi. Siyaset çarkında öğretmenlik mesleği de tabir caizse “Acemi oğlanlar” sınıfına dönüştü. Artan nüfûs okul, sıra gibi alt yapı ihtiyaçlarını arttırırken bilgisayar devrine kadar geldik.

Problemler artarak sürüyor. Bu sefer Hükûmetin veya Milli Eğitim Bakanının güç yettiremiyeceği YÖK gibi kurumlar ortaya çıktı. Bakanın yaptığına YÖK karşı çıkıyor, YÖK’ün yaptığına Bakanlık.. Çift başlılık; olması muhtemel güzellikleri de aldı götürdü. Neylersin Urfa’lı veya Ağrılı öğretmenler, öğrenciler? Bir ders yılında kimde mecal kalıyor ki…

Geçici çözüm yollarını bırakıp Milli Eğitimimize ebed-müddet yetecek köklü çözümler ve idealler getirmek zorundayız. Aksi takdirde sonumuz hüsrandır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.