Gelişmişliğe dair ortaya konan değişik kriterler vardır. Gelişmişliği sadece kişi başına düşen milli gelir olarak düşünmemek gerekir. Dünya üzerinde Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Brunei Sultanlığı gibi kişi başına milli geliri otuz-kırk bin dolarlara varan devletçikler vardır. Eğer sadece kişi başına düşen milli gelir gelişmişlikte esas olsaydı bu ülkeler dünyanın en gelişmiş ülkeleri olurdu. Gelişmişlikte üretici okuryazarlık oranı, kişi başına düşen kitap sayısı, satılan basılı eser sayısı, kişi başına tüketilen eğitim, kültür ürünleri, dünya ölçeğinde ortaya konan ürünlerin yaygınlığı, bilgi teknolojilerinin yaygınlığı, dünya siyasetine etki, yetişmiş insan gücünün niteliği gibi bir takım kriterler daha önemli olarak görülmektedir. Tüm bu kriterlerin üst düzeylere taşınması ise ancak yetişmiş insan gücüne bağlıdır. Yetişmiş insan gücü ise eğitimle istenen düzeye getirilebilir.

Yönetime ilişkin literatüre bakıldığında endüstriyel, siyasal, sosyal hemen tüm örgütlerin çok değişik gelişim aşamalarından geçerek günümüze geldikleri görülür. Eğitim örgütleri de aynı yolu mutlaka izlemektedirler. Örgütsel yapılar için kullanılan kavramlardan birisi de sürekli iyileşme/iyileştirme kavramıdır. Sürekli iyileştirme mevcut uygulamaların daha iyiye götürülmesi için gereken çalışmaların neler olduğunun belirlenmesini kapsar. Sürekli iyileştirme kurulmuş bir örgütün kuruluş amaçlarını gerçekleştirme durumunu sürekli takip etme ve işleyişi sürekli gözden geçirerek nasıl daha iyiye ulaşılacağına ilişkin değerlendirmeler yapma faaliyetidir. Dünya üzerinde çalışkanlıkları ile tanınmış olan Japonların yapıp bitirdikleri bir işten sonra “Bu işi mükemmel yaptık, şimdi aynı işi başka nasıl mükemmel yapabiliriz”diyerek yeni yollar aradıkları, yeni uygulamaları, yeni yöntem ve teknikleri geliştirmeye çalıştıkları anlatılır. Alışılmış yolların aynen tekrar edilmesi yerine sürekli değişiklikleri, yenilikleri araştırmak sürekli iyileştirmenin olmazsa olmazlarındandır. Sürekli iyileştirmeyi belli bir alanla, kurumla sınırlandırmak mümkün değildir. Bunu hayatın her alanına, bireysel, toplumsal tüm yaşam alanlarına hakim kılmak, bir bakıma bu kavramı yaşam biçimi haline getirmek gerekir.

Sürekli iyileştirme kavramının eğitim öğretim sistemine mutlak şekilde uyarlanması gerekmektedir. Sürekli iyileştirme eğitim öğretimle ilgili tüm birimlerde, konularda ve alanlarda uygulanmalıdır. Sürekli iyileştirme de eğitim öğretim ve yönetim sürecinin işleyişi sırasında yapılanlarla yetinmemek söz konusudur. Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyi eleştirmek anlamında memnuniyetsizlik değil ancak yapılanların daha iyisini nasıl yapabiliriz şeklinde bir bakış açısının sistemin tümüne hakim kılınmasıdır. Süreç içinde yer alan bireylerin ve iş görenlerin eksikliğinden kaynaklanan olumsuzlukları araştırma şeklinde algılanmamalıdır. Burada sistemin sürekli gözden geçirilerek amaçlardan uzaklaşmaya yol açan unsurların tanınması, sebeplerinin öğrenilmesi hedeflenmelidir. Böylece sistem içinde soruna yol açan her türlü unsur görülmeye çalışılır. Var olan sorunların ortadan kaldırılması sorun alanlarının ortaya çıkarılmasıyla mümkündür. Sorun alanlarının boyutlarının iyi tanınması sorunlara getirilecek çözüm önerilerinin kapsamını da belirler. Öğretmen, öğrenci, yönetici, okul, çevre, araç gereç, metot gibi pek çok eğitim öğretim unsurunda sürekli iyileştirmenin ortaya konulması gerekmektedir. Bu alanlardaki iyileştirmelerin nasıl gerçekleştirileceğinin ortaya konulması için yapılması gerekenlerin bilimsel ve katılmalı bir yaklaşımla ortaya konulması yapılacak çalışmaların verimliliğini artırır.

Eğitim sadece okul yapımı ve öğretmen görevlendirilmesiyle bitmemektedir. Eğitimi yürütmekle sorumlu her kademedeki her bireyin üst düzeyde yeterliklere sahip olması, bu yeterlikleri kullanma isteğinin ve sahip olduğu yeterlilikleri kullanabileceği ortamın da bulunması gerekir. Sürekli iyileştirme bir kişi tarafından gerçekleştirilebilecek bir süreç değildir. ıyileştirme kavramı üzerinde oluşmuş bir ortak anlam birliği gerekir. Her iş gören bu kavramdan benzer şeyleri anlaması gerekir. Bu durumda kullanılan kavramların benzer şekilde anlaşılmasının sağlanması gerekmektedir. Bu durum tüm örgütsel yapılar ve tüm örgütsel yapılar içindeki etkinlikler için gereklidir. Birden çok bireyin bulunduğu bir ortamda kullanılan kavramların ne anlama geldiğinin herkes tarafından bilinmesi gerekmektedir. Belirlenmiş amaçların gerçekleştirilmesi ve çalışanların çabalarının ortak hedefe doğru yönlendirilebilmesi için kavramların, görevlerin, sorumlulukların net bir şekilde ortaya konulması, tanımlanması gerekir. Sürekli iyileştirme örgüt içinde hangi alanlarda ve konularda yapılacaksa bu alan ve konuyla ilgili kişilerin bu iyileştirme işine katılmaları gerekir. Katılımın olması iyileştirme işinin etkin bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlar. ıyileştirme faaliyetinin amacına ulaşabilmesi için ilgili kişilerin buna inanması gerekir. Bir konuda iyileştirme yapılmasının gerekli veya gereksiz olduğuna bir kişinin tek başına karar vermesi de doğru değildir. Bu durumda iyileştirme kararının da ilgili kişilerin katılımı ile verilmesi gerekir.

ıyileştirmenin gerekli olduğu alan veya konuların ne derece iyileştirmeye tabi tutulması gerektiği objektif ölçütlerle belirlenmelidir. Eğitim öğretim işlerinde iyileştirme yapılabilecek alanları bir anda sıralayabilmek mümkün değildir. Ancak okulun fiziki durumunun iyileştirilmesi, eğitim öğretim araç gereçlerinin nitelik ve niceliğinin iyileştirilmesi, öğretmen niteliklerinin iyileştirilmesi, öğrenci niteliklerinin iyileştirilmesi, okul çevre ilişkilerinin iyileştirilmesi, personelin yöneticilik, eğiticilik, öğreticilik yönünün ve insani yönünün iyileştirilmesi, bireyin kendini geliştiricilik yönünün iyileştirilmesi gibi ilk anda akla gelen alanlar sayılabilir. Ancak sadece bu alanlarla sınırlandırmak da yine kavramın ruhuna, felsefesine aykırıdır.

Eğitim alanında sürekli iyileştirme kavramının sistemin tümüne yaygınlaşabilmesi için özellikle üst yönetimin bu kavrama sahip çıkması gerekir. Yönetim sistemimizin sahip olduğu geleneksel tutum ve davranışların bir sonucu olarak üst yönetimin sahiplenmediği hiçbir şey ne yazık ki sistem içinde yaşama şansı bulamamaktadır. Genel yönetimin her tür uygulaması aynen eğitim yönetimine de yansıdığı için eğitim sistemi içinde yapılmak istenecek bir değişim mutlak surette üst yönetim tarafından da benimsenmelidir. Dolayısıyla sürekli iyileştirme kavramının sistemimiz içinde tutunabilmesi için öncelikle bakanlık düzeyinde, ardından aşağı doğru taşra teşkilatları ve okullara kadar giden bir sürecin işletilmesi gerekmektedir.

Mevcut yapıda sürekli iyileştirmeden söz edebilmek neredeyse imkansızdır. Bunun yerine alışılmış yöntemlerin itiraz edilmeksizin rutin bir şekilde tekrar edilmesi söz konusudur. Tersine rutinin dışına çıkıldığında, alışılmış yöntemlerden, uygulamalardan farklı bir şey yapıldığında tepki ile karşılaşmak hiç de şaşırtıcı olmamaktadır. Böylesi bir sürecin içinde okulun işlevini yerine getirip getirmediğini belirleyebilmek oldukça güçtür. Aslında sadece okul için değil her örgütsel yapı için, işlevini yerine getirip getirmediği sorusunun sorulması ve cevabının araştırılması gerekir. Eğitim sistemimizde bu anlamda okulun veya diğer örgütsel yapıların işlevlerinin yerine getirilip getirilmediğini belirleyen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Böylesi bir yapı içinde de elbette sürekli iyileştirmeden söz edilememektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.