Eğitim sistemimizin yapısına bakıldığında örgün ve yaygın eğitim olarak iki ana yapıya ayrıldığı görülür. Örgün eğitim kendi içinde okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretim olarak basamaklandırılmıştır. Yaygın eğitim ise örgün eğitimin yanında veya dışında yetişkinleri de içine alan örgün eğitimden daha farklı özelliklere sahip bir eğitim şeklidir. Örgün eğitimin basamaklarından birisi olan yüksek öğretim diğer basamaklardan farklı bir sisteme tabidir. Yüksek öğretimin kuruluşu, işleyişi, denetimi ve değerlendirilmesi Yüksek Öğretim Kurulu tarafından ve diğer öğretim basamaklarından tamamen farklı bir özelliğe sahip olarak gerçekleştirilir. Yüksek öğretime yönelik faaliyette bulunan kurum ve kuruluşlar eğitim sisteminin önemli bir basamağı olmakla birlikte sahip oldukları farklı yapı nedeniyle bu yazının kapsamına alınmayacaktır.

Yüksek öğretimin dışında kalan okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim basamakları bir bütün olarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan, işletilen, denetlenen bir sisteme dahildir.

Eğitim sistemimizde ölçme değerlendirme ve denetlemeye yönelik somut, herkesin paylaştığı ortak amaç ve ilkelere sahip, sürekli, kapsamlı bir ölçüt olduğunu söylemek zor. Herhangi bir ölçme değerlendirme ve denetleme faaliyeti yapılmıyor demek istemiyorum ancak gönül rahatlığıyla, etkin bir denetim ve değerlendirme faaliyeti var demek de mümkün değil. Eğitim sistemimizdeki milli eğitim bakanlığının sorumluluğundaki öğretim basamaklarına dair hukuki literatüre baktığımızda merkez ve taşra kuruluşlarına bağlı denetim birimlerinin varlığından söz edilebilir. Bu denetim birimleri dışında eğitim öğretim faaliyetlerinin her hangi bir sürecinde kurumların etkililik düzeylerine ilişkin, sürecin işleyişine ilişkin, eğitim sisteminin verimliliğine ilişkin bir ölçme değerlendirmenin yapıldığını söyleyebilmek mümkün olmamaktadır. Denetim birimlerinin yaptıkları mutat denetim faaliyetleri dışında kurumların başında bulunan yöneticiler tarafından idari bir takım denetim ve değerlendirme çalışmalarının yapıldığı söylenebilir. Ancak bu tür yapılan denetim ve değerlendirme çalışmaları kişisel inisiyatife bağlı olarak yapıldığı için sistemli, kapsamlı, objektif ve somut olmaktan çok uzak.

Öğretim basamaklarına yönelik denetim birimlerince yapılan ölçme değerlendirme ve denetim işlemlerine bakıldığında da çok başlılıkla karşı karşıya kalınır. Okul öncesi ve ilköğretim kurumları taşradaki denetim elemanlarınca yapılırken ortaöğretim kurumları merkeze bağlı olarak çalışan denetim elemanlarınca yapılmaktadır. Merkeze bağlı olarak görev yapan denetim elemanlarının sayısal durumu ile denetlemeleri gereken kurumlara, bu kurumlarda görev yapan personel sayısına, kurumların ülke çapındaki dağılımına bakılarak bir kıyaslama yapıldığında etkin bir denetim ve değerlendirme faaliyetinin yapılabilmesinin rasyonel bir bakış açısıyla mümkün olmadığı görülecektir. Merkeze bağlı denetim elemanlarının sayısı üç yüz civarındayken bu elemanların denetlemeleri gereken kurumların sayısı binlere, personel sayısı on binlere, coğrafi alan itibariyle ise il merkezlerinden ilçelere, kasabalara kadar yayıldığı görülür. Bu kadar geniş alana yayılmış çok sayıda ve çeşitli kurumda görev yapan on binlerce personele yönelik etkin, objektif, verimli bir denetim ve değerlendirme faaliyeti yapabilmek mümkün olmamaktadır. Dikkat edilirse sadece kurum, personel ve coğrafi dağılım unsuru gibi çok kabaca bir bakışla ele alındığında dahi orta öğretim kurumlarına yönelik bir ölçme değerlendirme ve denetim faaliyetinin zorluğundan söz ediyoruz. Oysa ölçme değerlendirme ve denetim faaliyetine yönelik etkin, verimli ve objektif bir değerlendirme yapılabilmesi için çok daha kapsamlı ve ayrıntılı çalışmalara gereksinim vardır. Ortaöğretim kurumlarında eğitim gören milyonu aşan öğrencilerin bulundukları öğretim kademesinde kazanmaları gereken beceri düzeylerini ne derecede kazandıklarının, öğrenme öğretme süreçlerinin ne derece etkili işletildiğinin, yöntem ve tekniklerin ne derece etkili kullanıldıklarının, araç gereçlerin ne derece etkin kullanıldığının belirlenebilmesine yönelik çok daha ayrıntılı ölçme-değerlendirme ve denetim çalışmalarının yapılmasına gereksinim vardır.

Eğitim sistemimizin ortaöğretime yönelik basamağında ölçme değerlendirme ve denetim faaliyeti istenen düzeyin çok altındadır. Her yıl yapılan ÖSS sınavlarında elde edilen sonuçlar, ortaöğretimi bitiren öğrencilerin yeterlik düzeyleri, çeşitli ortaöğretim kurumlarından mezun olan öğrencilerin iş piyasasında karşılaştıkları zorluklar ve daha diğer pek çok ölçüte bakıldığında orta öğretim sistemimizin tıkanma noktasında olduğunu söylemek çok da hayali bir yargı değildir.

Orta öğretim kademesinde bir çok kurum, personel yıllarca merkezden gelen denetim elemanlarının denetimi olmaksızın çalışmalarını yürütmektedir. Uzun aralıklarla yapılan denetimlerde ise sınırlı personel tarafından, sınırlı bir zamanda yapılan çalışmaları etkin, verimli, sistemli diye nitelemek çok zordur. Bu süre içinde ancak genel bir bakış, kabaca bir gözden geçirme yapılabilmektedir ki bu tespitler, sistemi yönetenlere ortaöğretim basamağında yapılacak çalışmalara ilişkin etkin bir veri sağlayamaz. Sistemin işleyişine ilişkin sağlıklı veriler toplanmadan sistemin etkin bir şekilde çalıştırılması, geliştirilmesi mümkün olmaz. Bu veriler ise ancak etkin bir denetim ve değerlendirme sistemiyle toplanabilir. Denetim ve değerlendirme sisteminin mevcut yapısında bu verilerin toplanabildiğini söylemek oldukça zordur.

Orta öğretim basamağında yer alan kurum ve personelin çalışmaları kişisel bir takım inisiyatiflere bağlı olarak yürümekte, eğer kurumun başındaki yönetici kişisel olarak duyarlı, etkin ve yeterli ise kurumunu ve personelini etkinleştirmeye, verimli hale getirmeye çalışmakta, tersine bir durumda ise kurum bir bakıma kendi haline kalmaktadır. Her öğretim yılı içinde mevcut personel derslerine bir şekilde girip çıkmakta, mevzuatın gereği olarak bir takım sınavlar yapılıp öğrencilerin bu sınavlarda aldıkları notlara göre sınıflarını geçmeleri veya kalmalarına karar verilmekte ve öğretim yılının sonunda okullar bir sonraki öğretim yılına kadar kapanmaktadır. Okulun öğretim yılı içinde hedeflerine ne derece ulaştığına dair bir değerlendirme, kurum personelinin işlerini ne derece verimli yaptıklarına ilişkin bir değerlendirme, öğrencilerin öğretim yılı boyunca devam ettikleri sınıflarda aldıkları derslerde verilmek istenen becerileri, bilgileri ne derecede elde ettiklerine ilişkin bir değerlendirme yapıldığını ne yazık ki okullarımızda görememekteyiz. Öğrenciler okullarını bir şekilde bitirerek üst öğrenim kurumlarına girişte zorunlu olarak sahip olmaları gereken diplomalarını da almaya çalışmakta, bu arada ailelerin desteğiyle dershaneye giderek yine üst öğrenim kurumlarına giriş sınavlarında gereken ancak okulda eksik kalan bilgilerini tamamlamak için çaba göstermektedirler.

Okuldaki eğitimin mutlaka sistemin kendisi ve bu eğitimden yararlananlar tarafından değerlendirmeye tabi tutulması ama sürecin her aşamasında değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Bu değerlendirme sürecine sadece yöneticiler ve denetim elemanları değil, tüm öğretmenler, öğrenciler, veliler ve okulla ilişkili olan diğer çevreler dahil olmalıdır. Bir bakıma kurumların ve kurum personelinin her öğretim yılının sonunda başarı düzeylerinin çoklu veri kaynaklarına dayalı objektif ve şeffaf kriterler kullanılarak değerlendirilmesi gerekir. Yapılacak bu değerlendirme sonrası sistemin işleyişine ilişkin daha sağlam adımlar atılabilir. Bu çalışmaların yapılması ise sistemi düzenleme, işletme gücünü elinde bulunduranların iradesine bağlıdır. Selam ve saygılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.