Haleplibahçe çevre düzenleme çalışmaları sırasında geçtiğimiz aylarda rastlantı sonucu dozer kepçesine takılan, şanlıurfa Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkartılan “Amazon Kraliçeleri Mozaiği” dikkatleri üzerine çekti. Fırat nehrinden toplanan renkli çakılların 4-5 mm. büyüklüğünde küp şeklinde kesilmesiyle yapılmış bu mozaikler, şanlıurfa’da büyük bir heyecan oluşturdu ve bunun Urfa turizmine büyük katkılar sağlayacağı dile getirildi. Oysa şanlıurfa’nın mozaik zenginliği zaten bilinen bir  gerçekti. Bilhassa Haleplibahçe’nin batısındaki Mance Deresi, Kırk Mağara, Yakubiye, mahalleleri ile Eyyubiye ve şehitlik mahallelerinde yer alan M.S. I.-III. yüzyıllara ait (Osrhoene (Abgar) Krallığı dönemi) yüzlerce kaya mezarındaki döşeme mozaikleri yeterli önlem alınmadığından gecekondular altında kalarak günden güne kaybolup gitti. Buralardaki kaya mezarları hazır foseptik çukurlarına dönüştürülerek mozaikler, freskler, rölyefler tahrip edildi. Bazıları da eski eser kaçakçıları tarafından sökülerek yurt dışına kaçırıldı. ıstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nde okuduğum 1970’li yılların başlarında Milliyet Gazetesi’ndeki bir haberde, Kapalıçarşı’da Yurt dışına kaçırılmak üzere iken  7 sandık Urfa mozaiğinin yakalandığını ve bu mozaiklerin ıstanbul Arkeoloji Müzesi’ne teslim edildiğini okumuştum. (Bu mozaiklerin Urfa Müzesi’ne geri getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.)

1979 yılında Urfa müzesinde göreve başladığımda, mesleğinin sevdalısı olan Müze Müdürümüz ve ortaokul arkadaşım Osman Öçmen ile birlikte eski Gaziantep yolunun güneyinden başlayarak Deyr Yakup’a (Nemrut’un Tahtı) kadar uazayan, içerisinde Mance Deresi, Kırk Mağara, Kanlı Mağara Deresi, Kalkan, Molla Ömer Dağı, Çakmak Dağı, Melik’in Eyvanı, şeyh Mes’ut Deresi, Eyyübiye, Ehber Deresi gibi çok geniş bir alanda tarama yapmış, saptayabildiğimiz yüzlerce kaya mezarı, rölyef ve mozaiklerin korunabilmesi amacıyla bu alanın birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesini sağlamıştık. Sağladık da ne oldu? Kocaman bir hiç. Müze Müdürlüğünün onca uyarılarına, kaçak yapılara açılan davalara rağmen yukarıda da söylediğim gibi dünyanın en zengin kaya mezarı mozaiklerini barındıran bu birinci derece sit alanında yasak olduğu halde binlerce gecekondu türedi. Hiç olmazsa elde kalan kısımların kurtarılması amacıyla Sit alanının sınırları birkaç kez daraltıldı. Yine de başarılı olunamadı. Kısacası kültür mirasımız Belediyelerin ve siyasi partilerin oy hesapları uğruna gecekondulara feda edildi.

1952-1956-1959-1961 ve 1966 yıllarında Urfa’yı ziyaret eden ıngiliz Tarihçi Prof.Dr.J.B.Segal bu bölgede saptayabildiği onlarca mozaiği “Edessa the Blessed City” adlı eserinde fotoğraf ve çizimleriyle yayınladı. Prof.Segal, 1970’li yılların sonlarında son kez geldiği Urfa’da bu bölgenin gecekondular altında kaldığını, daha önce saptadığı kaya mezarlarının, mozaiklerin ve rölyeflerin tahrip edilmiş olduğunu görünce “siz neler yapmışsınız” diyerek oturup ağlamıştır.

Haleplibahçe kazısını büyük bir özveri ve sabırla yaparak Amazon Kraliçeleri Mozaiği’ni ortaya çıkaran Urfa Müzesi elemanlarının bilimsel yayınları çıkmadan ve kendilerinden izin almadan bu konuda bir şeyler yazmanın etik olmayacağını düşünüyorum. Ancak, mozaiklerin tarihlenmesine ilişkin görüşlerimi bir iki cümle ile dile getirmek istiyorum. 

1. Amazonların Yunan mitolojisinde önemli bir yeri vardır. Mozaik üzerindeki Amazon kraliçelerinin isimlerinin Yunanca yazılmış olması bu mozaiklerin M.Ö.332-312 arasında Urfa’ya hakim olan Büyük ıskender zamanında, ya da ıskender’in ölümünden sonra komutanlarından I.Seleukos Nikhator’un M.Ö. 312-132 yılları arasında kurmuş olduğu Seleukoslar Devleti zamanında yapılmış olabileceğini düşündürmektedir.

2. Prof.Dr.J.B.Segal tarafından saptanan ve bir kısmını bizim de gördüğümüz kaya mezarı aile mozaiklerindeki erkek figürlerinin “uzun tuman” üzerine giydikleri “zıbın”lar, sedire yan gelerek ve dirsekleri altına yastıklar alarak sergiledikleri oturuş biçimleri, kadınların başlarına giydikleri “Köfü” ler, boyunlarına taktıkları gerdanlıklar, M.S. I.-III. yüzyıllardan günümüz Urfa’sına taşınmış ortak kültür ögeleri olarak dikkat çekmektedir. Tamamı Süryanice yazıtlı bu mozaikler üslup yönünden Yunan, Roma ve Bizans sanatından öte, Mezopotamya ve Sasani sanatları ile bağlantılı olup tamamen yerel sanatçılar tarafından yerel üslupta yapılmıştır.

Haleplibahçe Amazon Kraliçeleri Mozaiği ise büyük bir olasılıkla Büyük ıskender ile birlikte Makedonya’dan Urfa’ya gelen ünlü bir sanatçı tarafından imparatorluk üslubuyla yapılmış olmalıdır.

3. Haleplibahçe mozaiklerinin yakınından M.S.VI. yüzyıl başlarına kadar Skirtos (Daysan) Irmağı (Karakoyun Deresi) akmaktaydı ve mozaikler büyük bir olasılıkla ırmak kenarındaki soylu kişilere ait villaların  avlularını süslemekteydi.

Mozaiklerin bulunduğu alanın batısındaki dağlık bölgenin (Bugünkü Mance Deresi ve çevresi) M.Ö.132-M.S.244 yıllarında hüküm süren Osrhoene Krallığı zamanında mezarlık olarak kullanılmasından, VI. yüzyılın başlarında ise Jünstinyen Kanalı’nın (Karakoyun Deresi) açılarak Skirtos Irmağı yatağının değiştirilmesinden ve Urfa şehir surlarının inşa edilmesinden sonra kent dışında kalan villaların terk edildiği sanılmaktadır.

4. Haleplibahçe’de bulunan Amazon mozaiklerinin dünyada tek örnek olduğu söylenmektedir. Oysa ıngiltere Louvre Müzesi’nde Dafni’den getirilen ve M.S. IV. yüzyıla tarihlenen bir mozaikte, tıpkı Haleplibahçe’de olduğu gibi Amazon kraliçesi atının üzerinde tasvir edilmiştir.

Urfa’nın zengin turizm potansiyeline önemli katkılar sağlayacak olan Haleplibahçe Mozaiklerinin bununla sınırlı kalmayacağı ve daha geniş bir alana yayılmış olabileceği düşünülmektedir.

Önümüzdeki günlerde genişletilecek kazılarda yeni mozaiklerin bulunacağını ve Haleplibahçe adının bundan böyle “Mozaik Bahçesi” adı ile birlikte anılacağını umut ediyorum.

Bir sonraki yazımda, Urfa il sınırları içerisinde bulunan ve açılmayı bekleyen mozaikler hakkında bilgi sunmaya ve Urfa’ya bir Mozaik Müzesi’nin yapılması gerektiği konusunu anlatmaya çalışacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.