Düşündüren soru ve cevaplar…

Mahmut Çepoğlu

Bazı sorular ister istemez bizleri düşündürüyor. Gittiğimiz yerde bizlere yönetildiği gibi telefonda soruluyor: “Siz bu memleketin eli kalem tutan insanlarısınız, Demokratikleşme mi yoksa suskunluk mu? Demokrasi mi yoksa güvenlik mi? Barış ve sükûnet mi yoksa gerginliğe devam mı? Yoksulluk mu yoksa gelişmişliğe adım mı atmalı?”

Soruları çoğalmaya devam ederken, ben ülkedeki hak ve hukukun insan yaşamıyla uygun olup olmadığını,  milli hâsıladan pay alma adına büyük bir farklılığın yaşandığına dikkat çekme çabasındayım. Gelişmişlik gaye edinilmesi gerekirken,  silahın çözüme çare olmadığı bilinmesine rağmen  hala devam edilmektedir. 

ınsanca yaşamak için ekonomik bağımsızlığın gerekliliğini anlatma zorunluluğunun  hissi içindeyiz. En önemlisi de demokratik hakları sıralamak zorunda kalmamız ve insanca yaşamanın gereklerinden mahrum olduğumuzu, ülkemizin bu anlamda verdiği uğraş eksiler artıların altına düşerken,  mecburi susma hakkını kullanmak zorunda kalmanın sıkıntısını yaşıyoruz.  

Biz sivilleşmeyi arzularken kimileri hala olağan üstü hal ilanından bahsediyor. Avrupa trendini kaçırmama uğruna Kopenhag Kriterleri’ni seslendirirken cuntaya özenenler şaşırtıyor insanı. Daha dün, var olmanın realitesini hiçleyip  yok sayanların bugün pişmanlık yasasından yararlanır bir hallerine şaşıyorum. ıtiraflar geçte olsa gereklidir.  Onlar kendilerini bu memlekete kanını canını vermiş insanlara borçlu olduklarını biliyorlar ve minnet duygularından dolayı itiraflarını sürdürmektedirler. Nuh deyip peygamber demiyenlerde yok değil. bunları gördükçe şaşmamak mümkün mü?

Ülkemizde medya tüm bu sorulara en iyi cevabı ve yayını yapmasını beklerken,  tam tersi bir davranışla toplumu bir birine düşürme çabasında. Linç girişimleri ha keza. Beş gazete fazla satayım, bir reklâmdan daha nasıl nemalanmanın hesabı peşindedirler.  

ınsan ihtiyaçları sınırsız bir mahlûktur. Yer yüzü emrine verilmesine rağmen, bilakis  o yeryüzü yetmez  gökyüzünü  ve yer altında maddi ve manevi uğraşlar vererek  kazanma çabasında. Denizler okyanuslar, bitkiler, börtü böcekler florası, faunası ile hepsi onun beceresi sayesinde bize bilgi olarak dönmektedir.

Hala kimi insanlar televizyonlarda arzı endam edip ekonomik kalkınma modelleri sunarak etnik  sorunları çözme çabasının peşinde. ınsanların kimlikleriyle tanınmaları ne dünün işi, ne bugün var oldu. O hep vardır ve gelecekte var olmaya devam edecektir. Aile, aileden aşirete, aşiretten millet olma içgüdüsü hep olacaktır. Bazı milletlerin aşiret anlamında didişmeleri, onların millet olma yolunda engel olmuştur. ıhanet anlamında hep bir taraf güçlüden yana tavır sergileyerek hem kendilerine hem karşısında kilerine zarar vermişler, kendilerine de ihanet içinde olmuşlardır.  

ınsanın millet olma fikri insanın ruhi yapısı ile ilişkilidir. Onu söküp atmak mümkün değildir. Bunu  yoksulluk, cahillik ve düşmanlık dahildir. Ruhi yapılanma beraberinde kültürü yaşam şeklini  manevi değerleri beraberinde getirir. Ne açın ne tok bir adamın  milli ve manevi değerlerini yok etmek mümkün değildir. Dolaysıyla ekonomik kalkınma beraberinde etnik kökeninin güçlülüğünü getirir. 

“Analar daha çok evlat doğurur.” Sözleri  devletin bakası cumhuriyetin ilelebet payidar kalması uğrunadır. Sözleri bizleri fazlasıyla mutlu eder. Ancak mutlu bir azınlığın daha müreffeh ve mevcut hayat standartların üstünde yaşaması için ölüyorlarsa bu bizi fazlasıyla üzer, kahreder. Gelinen nokta, nedamet duyup günah çıkarma dönemi değildir. Vicdani azabın hesabından korkarak yapılmamalıdır. Her şey insanlık adına, barış ve sevgi adına, gönülden birliktelik adına olmalıdır.

Statükoculukla bir yere varılmayacağını bilenler, ezberlerini bozdular. Lakin  büyük bir güvensizlik almış başını gidiyor. Dün neydiniz ne oldunuz. şaşırtıcı açıklamalar artık kimseyi tatmin etmiyor. Köklü çözümler binyıldır beraber yaşayan milletlerin şiarı olmalı. Hata ve yanlışların neresinden dönülürse sevgi kardeşlik bir an önce tesis edilmelidir.  Dünya ile entegre olmak (uyum sağlamak) elbette önemli. Lakin benim insanımın açlık sınırında olacak, ben dünyaya kendimi farklı göstereceğim. Benim insanımın eğitim ve öğretimde başarısız olacak, sokakta gezecek, ben dünya ilişkileri ülke komşuluğu adına yaranma derdinde olacağım.

“Dert bizde derman bizde” olmalı. Dermanı da suçu da, derdi de başka yerde aramayalım. Ülkemizin ve insanımızın sıkıntılarına çare olmak zulüm, baskı ve dayatmalardan kurtulalım, gerisi bizim olsun.  Oda barış ve sevgi.

Yine önemli bulduğum bir husus da termolojiyi dikkatli kullanmak.   Dile çatışma kelimesi koymak ne kadar vahimse “bölünmez” kelimesi dilimize yerleştirerek olağan bir hal almasına neden olunur. Heyecan ve galeyanla davranmanın zararlarını tüm toplum olarak hayatın her alanında rastladıkça çektiğimiz acı ve sıkıntıları üzüntü ve keder olarak bize dönüyor.  

Avrupa ile ortak değerler keşfine çıkmamızda komşuluk adına binlerce yıldır iç içe yaşadığımız milletlerle neden ortak değerleri sahiplenmiyoruz. Hiç sordular mı bu soruyu kendilerine? Tek kelimeyle ırkçı, şoven duygular buna engeldir.