şeker denince çocukluk yıllarımı anımsarım. Çocuklar şekere doyar mı demeyin? şekere doyduğum yıllar çocukluk yıllarımdı. Hep o günleri sitayişle anımsarım. şekerci dükkanında insan çırak olunca şekere doymaz mı? ışte bende bir şekerci çırağıydım o yıllar.

Bu şeker ve lokum çeşitlerimizin ilimizde atölyelerde yapıldığını, imal edildiğini eminim çoğunuz duymamış, bilmiyorsunuz. Benim çocukluğum kısmen şekerci dükkanında kısmen de şeker atölyesinde geçti.

Yer Haşimiye Meydanı… Ustalarım ünlü şekerci Mahmut Bülbül’ün oğlu Mehmet ve Mustafa Bülbül idi. ıkisi de bugün hayatta değil. Bu vesileyle onları yad etmiş oluyoruz. O aile hala “şekerci” lakabıyla anılmaktadırlar.

O yıllardan; halkalı şeker, kağıtlı şeker, leblebi şekeri, kendir tohumu şekeri, badem şekeri, renkli draje şekerler ve akide çeşitleridir, aklımda kalanlar. Hani lokumda en fazla iki çeşit tanırdık. Sade lokumun kaynar durumda iken kimi zaman pembe boya katılarak renklendirilirdi. Dört köşe şeklinde kesilerek tahta kutularda nişasta serpiştirilerek paketlenirdi. Diğeri ise “sadrazam lokumu” idi. Rulo şeklinde yapılırdı. Sadrazam olarak adlandırılanın lokumun; cevizli, fıstıklı, fındıklı, susamlı çeşitleri yapılırdı. Kazanlar dolusu pişirilen lokum mermer tezgahlara dökülür, soğumaya bırakılır, kesilir ve nişasta serpilerek yuvarlanır, şekillendirilir, dikdörtgen tahta sandıklarda ambalajlanırdı.

Kağıtlı şekerin sarılması başlı başına bir sektördü. Kerpiç Mahallesi olarak adlandırılan mahallenin evlerinde, sardırılan kağıtlı şeker, ayrıca o mahalle halkı için bir çeşit geçim kaynağıydı. O kağıtlı şekerlere bu günkü gözle bakıyorum, sağlıklı ve hijyenik değildi. Zaten zamanla şeker sarma makinesi çıktı. Bütün kağıtlı şekerler makine tarafından el değmeden sardırılmaya başlandı.

şeker türleri, lokum çeşitleri, cezeryeler, çikolatalar öyle bir çoğaldı ki başlı başına bir sektör oluşturdu. Hem göze, hem damağa hitap ederek tüketici kitleyle kaynaşmış durumda. Hal böyle iken çeşitli illerde gelişip modernleşirken ilimiz müteşebbisleri teknik anlamda kendilerini yenileyemediğinden toptan yok oldu.

Çöp üzerine sarılan yalayıp bitiremediğimiz evlerde yapılan akide şekerleri günümüzde yok artık. Kimi kenar mahallelerde akide şekerine ve elma şekerine rastlanıyorsa da eski tadı vermiyor, bu kadar çeşit arasında…O günün şartlarında sağlıklı olmadığı söylenen akide şekerleri, bu gün sağlıksız koşullarında yapılan, “merdivan altı üretim”i yada “korsan” tabir edilen “çikolata, gofret vesaire çocuk yiyeceklerinden kat kat üstün ve sağlıklı olduğuna inanıyorum.

Sağlıksız olduğu her fırsatta kitle iletişim araçlarında görmemize duymamıza rağmen hala üretime devam ediliyor ise tüketilmesinin göstergesidir. Oysa sağlığımızı tehlikeye sokanlara verilecek en büyük ders onların pazar bulmamalarıdır. Bunların en iyi pazarları da genelde okul kantinleridir. Bu konuda çocuklarımızı uyarmamızda fayda vardır.

ılimiz Urfa, Güneydoğu hatta Doğu Anadolu’ya kadar işlenmiş şeker pazarını elinde tutarken şimdi bu atölyelerinden eser yok. Bunun en belli başlı nedeni fabrikasyon mamullerin çoğalması, insanımızın kendi kendini yenileyememesi. Bunun yanında baba mesleği yerine değişik mesleklere yönelme gelmektedir. Oysa babasının hatırına mesleği geliştirerek topluma faydalı olmaya çalışan bir çok insana rastlıyoruz.

şeker imalatına gelince; kocaman kazanlar, kazanların ateşleri dev jenetörler çalıştırılır hem elektrik elde edildiği gibi hem motorin damıtılarak gür bir ateş elde edilirdi. Bu ateşlerde kocaman kazanlar da şekerler kaynatılır, kaynama zamanı dolduktan sonra dikdörtgen şeklindeki mermerler üzerinde soğumaya bırakılırdı. Elle tutulur kıvama geldikten sonra tezgahlarda işlenir şekil şekil şekerler elde edilirdi. Ustaların temizliğe büyük özenti gösterdiklerini hep ikazlarından hatırlıyorum.

Draje şekerleri, kendir tohumu, badem, nohutlu şekerler dönen kazanlarda el değmeden imal edilirdi. Bir zamanlar ki kazandan çıkmış sıcacık haliyle bu şekerlerin tadına doyum olmazdı. O zamanın tadını şimdi bulmak hayli zor. Üstelik çoğu kimyevi karışımlardan elde edildiği için sağlığımız için tehlike bile oluşturduğu söylemler arasındadır. Bu kazanların ağzı dar, gövdesi geniş bakır kazanlardı. ıçi pırıl pırıl kalaylıydı. Bir mekanizma üzerine kuruluydu.

Çok çeşitli olmasına rağmen eski şekerlerden, lokumlardan aldığımız tadı bu gün bulmak mümkün değil. Çünkü o zaman tatlandırıcı diye bir şeyi kimse bilmiyordu. şeker pancarından elde edilen ve mısır şekeri tabir edilen ufak şekerden yapılırdı.

ınsan bulunduğu yaşta mutlu olmalıdır. Ama şeker yemenin yaşı çocukluk dönemidir. O zamanlar şeker azdı, almaya da çoğu kimsenin parası yoktu… şimdi şekerde var, çikolatada var, ayrıca parada var, aradığımız tat yok…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.