Urfa’nın 11 Nisan 1920 tarihindeki kurtuluşundan sonra gelen her yıldönümünde kutlanan bayramların ayrı bir neşesi olurdu. 1950 li yılların sonuna kadar Kurtuluş Savaşına iştirak etmiş “Gazi”lerin bir kısmı hayatta olduğu için o günleri yeniden yaşar ve yaşatırlardı. Bunlara biz gençliğimizde “Çete” derdik. Çeteler şanlı ve şerefli idiler. Onların oğulları, torunları yine “Çeteler” olarak o şan ve şerefi taşıyarak kurtuluş bayramlarına iştirak ederler, o günleri canlandırırlardı.

ıstiklâl Savaşının “Ordu dışı silâhlı küçük birlikleri” konumunda olan çeteler genel anlamı ile “Milis kuvvetleri” dediğimiz halk gücü idi. Bunların içinde esnaf, köylü, çiftçi her sınıftan insanımız vardı.

Savaşta cepheden cepheye koşup görevlerini yerine getirdikleri gibi, barışta da törenlere katılıp bayramları şenlendirirlerdi. Bilhassa esnafın törenlere katkısı büyüktü. ılk ve orta tahsil yıllarımızda resmi geçitlerde onların seyrine doyamazdık. Her esnaf kiraladıkları kamyonlar üzerinde zenaatlarını sergiler, gözlerimizin önüne bir çarşı pazar silsilesi çıkardı. Örneğin; demirciler kamyonun ortasına yerleştirdikleri örs üzerinde demir döver, köşkerler pabuç ve postalları diker, rengârenk ürünlerini sergilerlerdi. Berberler traşı uygular, terziler elbiselerini diker, hasılı her esnaf güzel bir ahilik örneği ile dükkân haline getirilmiş kamyonların üzerinde geçerek halktan alkış toplarlardı. Candan ve samimi geçen bayramlar sevilir, benimsenirdi. Halktaki birlik ve beraberlik ruhu son derecede canlı ve heyecanlı idi.

Cadde ve meydanlarda davullar vurulur, oyunlar oynanır, bayraklar dalgalandırılırdı. Çetelerin kıyafetleri kılıç, kama ve silâh kuşanmaları sanki seferberlik ve kurtuluş savaşı yıllarından kalma gibi idi. Çetelerin hareketleri alkışlanır; meydanlara, caddelere yakın dam ve balkonlara dolmuş kadınların zılgıt ve nârâları ortalığı iyice hareketlendirirdi. Askerlerin, protokoldeki zevatın ve halkın bayramı kutlayışları tam bir ahenk içerisinde oluşur, çetelerin varlığı kurtuluş bayramlarına ayrı bir özellik katardı.

Yıllar ilerledikçe maalesef bu güzellikler her yıldönümde azala azala 2000 li yıllara ulaştık. Halkın, bilhassa esnafın bayramlara iştiraki hızını kayb’etti. Çeteler görünmez oldu. Hatta “Çete” lâfından ürker hale geldik. Zira, bizim bildiğimiz çeteler şerefli, haysiyetli, Vatanına, Milletine bağlı, bu mukaddes değerler için canını, malını feda etmeğe hazır, emniyet güçlerine yardımcı, olabildiğine hür ve gönüllü insanlardı. Allah, Peygamber, ezan, bayrak onların tanıdığı, inandığı, herşeyden üstün tuttukları mukaddes mefhumlardı.

Bugün “Çete” lâfından duyduğumuz hazzın ne yazıkki tam tersini yaşıyoruz. Çünkü, nerede ahlâk dışı işler; vurgunculuk, soygunculuk, hırsız ve eşkiya sürüsü, çakkal ve haydut topluluğu varsa bir araya gelmiş, bir “Çete” oluşturmuşlar. ışleri, güçleri kötü fiillerini uygulamak vatanın ve milletin felâketi için ne lâzımsa yapmak…

Ayrıca “Avrupa Birliği” teranesi ile Fransız’ın, ıngiliz’in ve benzerlerinin bu Millete nice yıllar kan kusturduğunu, halen de hiyanetlerini sürdürdüklerini unutmuş görünüyoruz. Bayramlarımıza bile kendimiz “Ambargo” koyuyoruz.

Unutmayalım ki, yüzbinlerce şehidin kanı boşuna akmadı. Onbinlerce gazi, şehit ve gazi adayı yurttaşlarımız onların pisliklerine boyun bükmek için yaşamıyor. Türkiye’nin şanına ve atalarına lâyık olarak yaşamaktan, yükselmekten ayrı bir alternatifi yoktur. Bu gerçek bilinmeli, projeler bu doğrultuda çizilmeli ve uygulanmalıdır. Hakiki bayramlarımızın bu ölüler içerisinde yaşanabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır. Bize dost (!) görünenlerin aklı başına gelinceye, böyle olmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.