Bir yerde ayrılık, gayrılık varsa oranın istikbali karanlıktır. ıstiklâli de tehlikededir. Bu riski taşımamak; devleti, milleti tehlikelere, çilelere atmamak için devlet yöneticileri birlik ve beraberliğe çok önem vermişler Milletin geleceğini düşünmek mecburiyetini hissetmişlerdir.

ıdeallerden sapmalar görülünce haliyle birlikten kopmalar da olmuş, Birinci Dünya Harbi yıllarında (1914-1918) Osmanlı Devleti yıkılmağa yüz tutmuştu. Bundan istifade etmek isteyen, halimizi fırsat bilen batılı Ülkeler de bütün güçleriyle üzerimize saldırmış ve Sevr anlaşması hükümlerini yürürlüğe koymaya başlamışlardı.

Birinci Dünya Harbinde Almanya ile birlikte mağlup olurken bile Çanakkale destanı gibi harikaları başarabilen Türk Milleti Vatanının istilâsını kabul edemezdi. Uzun yıllar yapılan savaşlarla yıpranmış olan Milletimiz, bu savaşlardan artakalan kırık-dökük silâhlar ve kadın, erkek, genç ihtiyar, yaralı insanlarıyla yeni bir mücadeleye atıldılar, Mondros Mütarekesi hükümlerini ve Sevr’in hiçbir hak tanımayan adaletsiz paylaşımını Batılıların yüzüne çarparak onlara yaralı ve mecruh halde iken bile Milletimizin neler yapabileceğini gösterdiler.

Halkımızda iman kuvveti, birlik ve beraberlik gücü olmasaydı şüphesiz ıstiklâl Savaşını kazanamaz; doğumuz, batımız, kuzeyimiz, güneyimizle zalimlerin kölesi olup giderdik.. Allah birliğimize, bütünlüğümüze acıdı da bu kadar zelil bir duruma düşmedik. Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimiyle Başkomutan Mustafa Kemal (Atatürk) komutasındaki Ordumuz ve çeşitli bölgelerdeki milis kuvvetlerimiz büyük fedakârlıklarla vatanı kurtarmaya çalıştılar ve bunu başardılar. Bu başarıda Milletin yekvücut halinde gösterdiği gayret önemlidir. Herşeyimizi bu bölünmez bütünlüğümüze borçluyuz.

Düşmanlarımız bunu bildikleri için aramıza nifak sokmağa, bizi bölmeğe gayret etmeğe başladılar. şimdi, yıllardır bu çaba içerisindeler. 1920’lerdeki yenilginin intikamını alamamış olmanın ezikliği içerisindeler. Ne yapıp yapıp bizi yeniden Sevr’e mahkûm etmenin yollarını arıyorlar.

ınşallah bulamayacaklardır. O zayıf günlerimizde nasıl biribirimize sarılıp düşmanı Yurdumuzdan, şehrimizden kovduksa, bugün de başımızdan geçen binbir serencamı, düşünerek ibret alacak ve kurulan çeşit çeşit tuzaklara düşmeyeceğiz. Zaten bu asırda bir düşersek kurtuluşumuz çok zor olur, Irak’ın firak’ını duyarız. Maazallah Milletimize Bayrağımızın gölgesini çok görür, ezanımızın mübarek sadasını işittirmezler. Kinle dolu oldukları için Allah göstermesin komşumuz Irak’tan da beter etmeğe çalışırlar.

Her Türk evlâdı, her Vatandaşımız bu gerçeği bilmeli birliğini, bütünlüğünü en büyük nimet kabullenmeli ve bunun üzerine bütün varlığı ile hassasiyet göstermeli, zalimlere fırsat vermemelidir.

Coğrafyamızda yanyana yer almış şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş şehirleri, geçmişteki düşmanlarını bugün ilim ve teknikte elde edeceği başarılarla geçmeğe çalışmalıdır. “Kendini kurtaran şehirler” olarak bilinen bu üç şehrimiz “Belediyeler arasında kurulacak bir birlik”le ekonomik gelişme bütünlüğünü sağlamayı da başarabilirler. 12 şubat 1920 nin, 11 Nisan 1920 nin, 25 Aralık 1921 in ilhamları bu şehirleri kültürel ve ekonomik anlamda, teknik düzeyde biribirine yaklaştırmalı, gelenek ve görenekler şehirlerin hayrına harakete geçmelidir. Hele şimdi Belediyelerin aynı politikaları da yürürlükte iken olamayacak birşey değildir.

Her anlamda birlik ve beraberlik Yurdun bütünlüğü, refah ve huzuru demektir. Kendimizi bu nimetlerden mahrum bırakmayalım. O günlerin şehitleri anısına güzelliklerimizi yaşatalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.