Kökü barış ve güvene dayalı olan ıslam, bireysel ve toplumsal huzuru sağlamayı ana ilke ve öngörüleri arasına yerleştirmiştir. ınsan, kâinat ve çevre saygısına dayalı olan ıslam anlayışının terör, kargaşa ve anarşiye kaynaklık etmesi mümkün değildir.

şu bir gerçektir ki, başarılarımızın altında, bireysel özgürlüğe önem verme unsuru ve nizam-intizam fikrine saygı gösterme bilinci yatmaktır. Başka bir deyimle, özgürlük ve düzenlilik başarının ana koşuludur.

Ancak, unutulmamalıdır ki, maddi hayattaki başarılar manevi destekten yoksun bırakıldığında birtakım boşluklar meydana gelmekte ve bu boşluklar sonucunda bazı kargaşa ve sıkıntılar baş göstermektedir.

Kurulu toplum düzenlerinin meşru dayanak ve değerlerini hiçe sayma ve yıpratma faaliyetlerine -tek kelimeyle- ‘anarşi’ denir. ıslam her türlü anarşinin baş düşmanıdır. Çünkü ıslam’a göre insana ve kâinata saygı her türlü saygının önünde yer alır. ıslam her hangi bir problemin çözümü noktasında anarşiyi -asla ve asla- tasvip etmez ve meşru görmez.

Anarşi, bir inkâr faaliyetidir.

Anarşi, bir yıldırma ve bezdirme operasyonudur.

Anarşi, bir tahrip hareketidir.

Anarşi, her türlü değere başkaldırma ve onu yok sayma eylemidir.

Anarşi, bir afettir, bir felakettir.

Anarşinin hüküm sürdüğü topluluklarda bulutlu hava hâkimdir ve bu puslu havadan yararlanmak isteyen pek çok kötü niyetli insan türer. Eski hesaplar ya da farklı maksatlar devreye girer ve amaç başka yöne kaydırılır.

Anarşi, ekonomik hayatı baltalamayı hedefler.

Anarşi, sosyal huzur bozmayı arzular.

Anarşi, dini hayatın başarılı olmasını hazmetmez.

Anarşi, aile hayatının düzgün gitmesinden rahatsız olur.

Evet, anarşi insana saygısızlık temeline dayandığı için; huzurun, barışın, sevginin ve diyalogun var olmasını istemez. Bir birine düşman bireylerin yer aldığı ortamlar anarşinin cirit attığı ve çok hoşlandığı ortamlardır.

ıslam, anarşinin her türlüsüne karşıdır. ıslam adına yapılıyormuş gibi gösterilen her türlü olumsuzluk ıslam’a karşı yapılan bir hıyanetin ürünüdür. Bu noktada, ‘yapıyormuş’ gibi göstermek ile ‘yapılıyormuş’ gibi değerlendirmek arasında hiçbir fark yoktur. Yani, anarşiyi ıslam adına çıkardığını ileri sürmek kadar; çıkarılan kargaşaları ıslam’a mal etmek de yanlıştır ve gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.

ınsanlar ve toplumlar arası kardeşliği esas alan bir dinden bunu beklemek ya cehaletin ya da art niyetin sonucudur.

Bir toplumda keşmekeş ve derbederliği meşru görmenin; yani anarşiye hayat hakkı tanımanın hiçbir geçerli mazereti olamaz. şartlar ne kadar kötü ve ağır olursa olsun bu olumsuz koşulları ortadan kaldırma çabası içerisinde olmak o toplumda yaşayan her bireyin temel borcudur. Net ifadeyle, anarşiye prim vermeyi hoş görecek hiçbir neden söz konusu değildir.

Bu kaos ortamını aşmanın başında manevi doyumu sağlamak; ardından merhamet, saygı ve güven ortamını tesis etmek; böylece haramdan kaçınıp düzensizlik ve serserilikten kurtulmayı hedeflemek ilkeleri gelir. Böyle bir toplumda moral değerler dorukta ve hukuk teminat altındadır. Önyargılar ise mezara gömülmüştür.

Her şeyden önce ıslam’ın öngörüsüyle- bir birlerine ‘kardeş’ gözüyle bakan insanlar karşılıklı tahammül ve saygı içerisinde olurlar. Oysa anarşi, bir tahammülsüzlük abidesidir.

Kendimiz için istediğimiz her türlü güzelliği komşumuz ve kardeşimiz için de istememiz gerektiğini ifade eden; hatta bu hususu bir iman göstergesi şeklinde sunan Allah Resulü, sürekli olarak insanlar arası dayanışma ve kaynaşmaya vurgu yapmış ve her alanda olduğu gibi bu alanda da bize en güzel örnek olmuştur.

Huzurlu bir dünya dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.