Mahmut Çepoğlu
10 Mayıs 2007
Sarı sıcağın hüküm sürdüğü, güneşin teni yakıp gülkurusuna dönüştürdüğü coğrafyadır, Urfa. Bize hayat veren, bizi bağrında yaşatan kent. Urfa derken Güneydoğuyu kapsar. Bu sıcağa karşı beyaz çok sevilir. Evler beyaz badanalıdır. Giysiler beyazdır. Dantelin kanaviçenin güzelliği beyazındadır. Hatta beyaz öyle sevilir ki kızların adı bile beyaz, gevre (beyaz) konur. Atlara “boz” ismi verilir.
Beyaz renk hayatın her alanında sevilir, yaygındır. Sıcak iklimlerde beyazın kullanılmasının ilk kullanılanı taştır. Beyaz taşlı evlerin kullanımının verdiği rahatlık bir başkadır. Işık fazla almasın sıcaklığı dağıtsın diye.
Tarih boyunca tüm savaşların sonunda antlaşmalar barışla, hep beyaz bayrakların araya girerek dalgalanmasıyla sonuçlanmış. Örf adet ve geleneklerden gelen ilkel bir benliğin sonucu oluşan, kan davalarında, kadının neçeğini eline alıp iki ateş arasına girmesi o güdülen kin ve düşmanlık arasında yeni bir dostluğun beyaz bir sayfasının açılması gibidir. ışte beyaz bizde böyle sevilir. Umudun hasretin, güzelliğin, barışın simgesi.
Yine Ülkemizde uzun yıllar oldu “düşük yoğunluktaki savaş” diye adlandırılan bir savaş yaşandı. Oysa bu milletler kenetlenerek kazandığı kurtuluş savaşlarından geri tarihin birlik ve beraberliği yazması gerekirken, ölümlere neden olan, gözyaşı ve kanın akıtılarak, kin ve nifak tohumlarının ekilmesine neden olan ve güler yüze, tatlı bir söyleme hasret kaldığımız dönemlerde barışın simgesi beyaz neçek başlarda, barış analarını yollara düşüren renk yine beyazdır.
Beyaz sevilir onun için gökyüzüne barış adına beyaz güvercinler salınır. Hep beyazı sevmek adına…Beyazın zıttı karadır. Kara ölümün iz düşümü. Onun için kara sevilmez. Kara haberlere yaralıdır yürekler. Kara sevda, kara yara ve bunlara karşı “kara dermen” aranır hep acının, kederin, çilenin rengini beyaza dönüştürmedir.
Halkımız beyazın öyle ulu orta zamanlarda giyilmesini yadırgamış ve dillerden düşmeyen yaygın bir deyim var. Fiyakanın düşkünü beyaz giyer kış günü. Her ne kadar yakıcı bir sıcağımız varsa da halkımız kış günü beyaz giyilmesine tahammülleri yoktur. Türkülere de yansıyan beyaz rengi bazen sevgilinin bir tavsiyesi olur. “siyah giyme toz olur beyaz giyme söz olur.”
Hani her milleti temsil edilen ve uğruna ölünen bayraklarda beyaz hep vardır ve bu beyaz bir şekilde barışın ifadesidir. Gelinliklerin beyaz giyilmesi aklığın şeffaflığın ifadesi olduğu yetmez iki aile arasında barışın simgesi akrabalık bağlarının kurulmasının adıdır.
Beyaz güllerin güzelliğinin bir farkına varsanız. Hele kırmızı gelinciği bilirdim de beyazını görünce şaşırmak elde değil. Doğanın bize bahşettiği bu güzelliklerin farkında olmamak beyazı bir hikmet olarak bilmemekten gelir.
Bilirsiniz beyaz gelinliğin genç kızların hayal dünyasını süslediği hele beyaz atlı prensleri unutmayınız. Onun için beyaz at sevilir. Topuğu ak, alnı akıtmalı olması bir uğur sayılır.
şu beyaza başladık neler çıktı karşımıza. Beyaz perde denince aklımıza neler gelmez ki. Hayatımızın bir parçasıydı beyaz perde. Kimi zaman kendimizi orada bulur kimi zaman film diye geçiştirirdik. ıyiyi kötüyü ayırt etmeye beyaz perdede gördük. Beyaz perdede sekiz film birden izlediğimiz günleri unutmak mümkün mü? Nerede o siyah beyaz filimler…
Beyaza başlamışken beyaz eylemi anlatmadan geçilir mi? Doktorların tıp bayramı dediği bir hak arama günü olarak beyaz eyleme dönüşen günü sahiplenmek sağlığını düşünen ve ülkenin sahiplenilmesi anlamda büyük önem taşır.
Sağlık konusunun beyaz eyleme dönüşen adı hepimizi yakından ilgilendirdiğini çok iyi anlamışız anlamayanların ya sağlıktan haberi yok ya da çok umursamazdırlar. Bu kadar sağlık hizmetinin niteliği düşürülmüşken sağlığa sahip çıkmak vatandaş kadar hekimlerin görevi olsa gerek. Özlük haklarının iyileştirilmesini isteyen doktorlar beyaz önlükleriyle yürüdükleri için beyaz eylem adını aldığını hep bilirsiniz. Doktorlar olmasaydı. Biz üç beyazın zararını nasıl bilecektik. Tuz, un ve yağ…
Artık beyazda söylenecek son söz son eylem kefendir. ışte kefenin beyaz olmasının nedeni Allahın huzuruna dünyada yapılan tüm kötülüklerden kurtularak ak-pak Allahın huzuruna gitmektir.