(İzzet DOĞAN. E. İstanbul hakimi)
Mail; [email protected]

 

(….) Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.  Can YÜCEL

 

Kurban bayramı öncesi bayram hakkında yazmak istiyordum. Acı bir haberle sarsıldık ve son görevimizi yapmak için İstanbul’dan ayrıldık.

Mezarlıkta ismini bilmediğim kuşlar ötüşüyordu. Rüzgar acı bir yaşam öyküsünü fısıldıyordu. Hocanın nasıl bilirsin sorusuna herkesin “iyi biliriz” dediği kiminin de “tırtıl idin kelebek oldun biz tanığız” veya “o bir melek ti” dediği açmadan solan o gonca gülün üzerine toprak atmaya başladık. Bir kürek bir kürek daha…Küreği elimden almak isteyenlere “bırakın bana toprak atmak iyi geliyor” dedim. Çünkü son görevimde üstün bir gayret göstermek çabası içindeydim ve bu görevi yapmak beni rahatlatıyordu.

Zamansız ya da aynı aileden birden çok ölümlere başkaldırma duygularımın çaresiz olduğunu biliyordum. Fakat yine de zamansız ölümlerde “neden öldü-öldüler” diye söylenmekten kendimi alıkoyamıyordum.

Son günlerde bir de gördüm kü Şair Atilla Yargıcı gibi “İyi ki varsın ölüm” diye düşünenler de var.

Tüm ölümler için “İyi ki varsın ölüm” demek gelmiyor içimden. Aylarca,haftalarca acı içinde yaşayan, sağlıklı düşünme yeteneğini yitiren, bitkisel gibi bir yaşamı olan insanlar öldüğünde “kurtuldu” diyorlar. Yani ölüm bu durumlarda iyi ki var sözünü doğruluyor giderek bir armağan ve bir lütuf olarak karşılanıyor.

Ölümden söz açılmışken Bernard Shaw’ın “Centilmen olarak doğmak bir rastlantıdır fakat bir centilmen olarak ölmek büyük bir başarıdır” sözlerini ve Bob Goddard’ın “ İnsan ne zaman ölür bilir misiniz; tembellikten, inançsızlıktan ve hayatı yaşamaya değer kılmayı becerememekten” sözlerini anmamak olmaz.

Çok küçükken bir evin avlusunda kimi çocuk yaşta kimi yaşlı otuz kadar kadının ayakta bir çember oluşturmuş ölünün ardından ağladıklarını ve göğüslerini yumruklayarak dövün düklerine tanık olmuştum.

Ölenin ardından üzülmek, acı çekmek ve yas tutmakta var.

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş bir canlıyla güçlü bağlar kurmak gibi, zamanı gelince o bağı çözmenin erdem olduğunu, “Neden öldü yerine, “Ne iyi ki onunla yaşadım” diye düşünmenin daha sağlıklı bir yol olduğunu belirtiyor.

Yukarıda belirttiğim gibi aslında bayramdı ve ben kurban bayramı için yazmak istiyordum. Fakat araya çok sevdiğim bir genci yitirmem girdiği için nerede kalmıştık diye kendi kendime sorup, kaldığım yerden özetle devam etmek istedim.

Üniversitedeyken bayram gelince arkadaşlarımızın çoğu kentlerine, köylerine gittiklerinden kaldığımız öğrenci yurdu sanki boşalırdı. O zaman bayrama ailelerinin yanına gidemeyenler “Bayram gelmiş neyime?” diye düşünürler ve kendimizi garip olarak tanımlardık.

Şimdi de bayram gelince yalnız yurtlar değil kentler bile boşalıyor. Bazı kesimlerde artık bayram demek “tatil “demekle eş anlamalı hale geldi.

Bayram gelince ayrıca toplumda ve medyada hep “eski bayramlar” anlatılıyor. Evde bayram temizliği ve yemeklerin, tatlıların yapıldığı, çocukların akşamları ayakkabı ve hediyeleri ile uyudukları, bayram görüşmelerinde çocuklara para verildiği, küskünlerin barıştıkları, sabah erkenden kalkılıp namaza gidildiği eski bayramlar.

Unutmadan belirtelim ki bu eski bayramlarda herkes evinin bahçesinde veya sokakta, meydanda kurban keserdi. Ve herkes kurbanın nasıl kesildiğini, çırpındığını, kanların nasıl fışkırdığını görür bazen suların bile kan renginde aktığına tanık olurdu. Sonra ortalık mezbaha döner, kurbanın bağırsak gibi kısımları çöp varillerine atılır, kokar ve çöplüklerin önünden geçilemez hale gelirdi.

Kurbanı kestikten sonra sıra etlerini bölüştürmek, yoksullara dağıtmak ve bayramlaşmak için toplanan ev halkıyla kurban etinden yapılan yemekleri yemeye gelirdi.

Ayrıca kurban derilerini toplama için de yapılan girişimleri unutmamak gerekir.
Aslında kurban demek bir sosyal yardımlaşma-yardım demekti.

Haç Suresi 36-37. ayetlerde:
“…..O hayvanlar, yanları yere yaslandığı zaman onlardan yiyin; isteyen yoksulu da, istemeyen yoksulu da doyurun.” denilirken varlıklı olanların yoksul olanları doyurmaları da vurgulanıyordu.

Bu noktada aklımıza “aynı gün yoksula dağıtılmak üzere olsa bile yüzlerce hayvanı kesmek yerine yoksula başka şekilde yardım etmek olur mu?” Sorusu geliyor.

Dini bilgileri içeren bu ve benzeri konularda uzman değiliz. Fakat konunun uzmanları var.
Yaşan Nuri Öztürk bu konuda farklı ve bizim de benimsediğimiz açıklamalarda bulunarak yardımın değişik paylaşımlar ve katkılarla işletilebileceğini asıl amacın yoksul ve muhtaç olana yardım ve destek olduğunu haklı olarak savundu:

“Kurban ameliyesinde ibadet olan, yoksula yardımdır. Yoksulun korunması, ona et vermek yerine başka bir şey vermekle daha iyi sağlanacaksa, o şeyi kurbana tercih etmek gerekir…Örneğin ameliyat parası bulunmayan bir yoksula kurban eti yerine o parayı vermek, Kuran’a göre daha üstün bir “kurban” olacaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir