
İbrahim Halil Okuyan
8 Kasım 2007
ıstiklâl Marşımızın şairi rahmetli Mehmet Akif, bazı şiirlerinde “Asım’ın Nesli” diye iki söz kullanır. Bazı dostlarımız zaman zaman, “Kim bu Asım, oğlu mu?” diye sormuşlardır. Hatta dönemin şairlerinden Tevfik Fikret’in oğlu “Haluk”a karşı Mehmet Akif de kendi oğlu “Asım”ı mı gündeme getiriyor diyenler olmuştur.
ışin aslı bir çoğumuzca biliniyor ama bağlantının kurulması, olayın hatırlanması için anıyı tekrarlamakta yarar buluyorum.
Asım, Hazreti Ömer’in (R.A.) oğludur. Genç, evlenme çağına geldiği yıllarda babası Halife ve memleketin her haliyle ilgilenmektedir.
Bir gün bir sokaktan geçerken bir evden bir ana-kızın konuşmasına ister istemez kulak kabartır. Duydukları şudur: Ana, satacakları süte su katmak istiyor. Kız buna engel oluyor ve Hazreti Ömer buna kızar diyor. Ana, Hazreti Ömer nerden görüp kızacak deyince; kızı, “Hazreti Ömer görmese Allah da görmez mi?” sözleriyle asıl karakterini ortaya koyuyor ve yapılması gerekeni annesine yaptırıyor.
Hazreti Ömer (R.A.) sonradan bu kızı oğlu Asım’la evlendiriyor. Bir kız çocukları dünyaya geliyor. Zaman onu da gelinlik çağa getiriyor ve bu kızcağız da evleniyor. Bir oğlu oluyor: Ömer bin Abdülaziz. Sonra olan adaletiyle ünlü olduğu için II. Ömer diye anılıyor.
ışte “Asım’ın Nesli”nin hayat hikâyesi bu.
Rahmetli Mehmet Akif’imiz ideal olarak seçtiği bu nesli maalesef göremedi. Ondan sonrakiler ve bizler de görmüş değiliz. Ama umut kaf dağının arkasında da olsa hâl3a var, sönmüş değil.
Bugün süte su katılması ve emsali hileler artık masûm kaldı. ınsanların hayatı ile oynamak üç-beş kuruş menfaat için tabii sayılıyor. Ticaret o kadar mecrasından çıktı. Ahlâk alabildiğine bozuldu.
Bütün bunlara rağmen hâlâ ayakta durabiliyor, gerektiğinde bazı güzel hamiyet perverlik ve fedakârlık örneklerine rastlıyorsak, demek ki iyiler kötülerden fazla. Umut onun için yaşıyor.