Bu pazar piknik yapmak için ormanı seçtik. Önceden hazırlandık. Sevinçle, keyifle. Yolların tehlikelerini ve kazaları düşündükçe en yakın yere “kapağı atalım” dedik. ıki kardeş aile, okumuş okumamış, büyük küçük, tatlı bir sohbetle bin bir emekle büyütülmüş çamların kalın gölgesinde muhabbete daldık.

Sakin ve sesiz bir yer olsun dedik. Ne kimse bizden rahatsız olsun, ne biz kimseden. Tenha bir yer seçmemize rağmen bir iki konaklama daha gerçekleşti. Derken her arabadan ayrı birere müzik sesi yükselmeye başladı. Hangisini dinleyeceğimize şaşırdık. Ya sabır ve lahavle ile geçti zaman…

Derken motorlu serseri takımı ağaçların arasında gösteriye geçtiler. Çeşmenin başında sulu şakalar, birbirlerini ağırlar cinsinden övgüler değil, sövgülerle anne ve babalarını yüceltiyorlardı. Halkımız arasında söylenen bir söz var. “ıyi evlat annesine övgü, kötü evlat annesine sövgü getirir.” Yakışmıyor amma ne yapayım. ınsanı çileden çıkarıyorlar.

Analar, babalar nasıl evlat yetiştirmiş olduklarının çirkinliğini, sizlerle ancak bu satırlar arasında bölüşebilme olanağı elde ediyorum. Böyle olayları çoğunuz yaşamışsınızdır. Keşke böyle olaylar hiç yaşanmasa….Bunlar şehir içindeki parklarda olduğu gibi böyle mesire yerlerinde de hep vardırlar. Birde birer bira itçilerimi uçtukları gündür. Gözleri dünyayı görmez. Buranın güvenlik görevlisi var mı yok mu bilmiyorum? Kaç baba akşam gelen evladını günün nasıl geçtiğini ve neler yaptığını soranları bir bilsem; öpülecek baba eli daha var diyeceğim. Ama nerede!..

Sizin dikkatinizi çekmiş mi bilmiyorum. Böyle gençlerde bir “tike” dönüşmüş çirkin hareketleri gözden kaçmıyor. Ya durup dururken kıçlarını karıştırırlar ya önlerini…Bu her yerde mi böyle yoksa yalnız urfa da mı? Bu davranış burun karıştırmak gibi bir olay.. Daha çok kırsal alanda yaşayanların boş durmalarına vesiledir. Ama şehir gençleri böyle bir şeye neden gerek duyarlar.

Ormanın ıslahı mümkün mü? Değil. Ancak o ormanda tur atıp çevreye rahatsızlık verenleri annelerinin bacılarının ne durumda olduklarını bilseler her halde çevredeki aileleri rahatsız etmekten zevk almazlardı. Eğitim diyoruz ama yetmiyor. Aile eğitimi bu işin temel taşı. Annelere büyük görev düştüğünü hep söylüyoruz da….

Ormanla denizi kıyasladım. Deniz çok rahat geldi, anlayana bilene. Onca bikinili, mayolu kadının rahatlığını görüp, ormanda gezinin mutaasıp geçinen kadınların, kızların sıkıntılı halleri beni üzdü doğrusu. şaşkın davranışlar, çevreden rahatsızlık edilme korkusu. Bir de aile şerefi itibari eklenince “gel de rahat ol.” Demek şu ormanlarda bir sır var. Ayılaşma, yabanileşme konusunda. Her ne kadar orada insanların gözleri güzelliklere aşina olsun diye ceylan salmışlarsa da kurtlaşan bir toplumda ceylana yaşama hakkı olur mu?

Aile itibari, şerefi, haysiyeti diye kavramlar varsa da bu tür adamların bunlardan haberi yok sanırım. Edep ahlak, saygılı olma, rahatsız etmeme gibi davranışlar insanların özünde olan olgular. Ama nedense bunlardan bihaber edepten muğayır olanları gördükçe; “babalar” diyorum. “Evlatlarınıza sahip çıkınız. Bela ve musibetler toplumsal rahatsızlığın özüdür. Unutulan değerleri sahiplenme gereği duyunuz.”

Kötülüklerle arkadaş olanlar ne derece iyi olabilir sorusuna karşılık, verilecek cevap, insanın ufkunu aydınlatmaya yeterli. Sadi şirazi; bir melek bir devle arkadaşlık yaparsa öğreneceği ilklerin başında vahşilik, hainlik ve hiledir. Terbiyesizlik, edep dışı davranışlardır. Ancak kötülerden ayrılarak doğruları, güzellikleri, sevgiyi edebi bulabilirsiniz.

Temizlik konusuna gelince; daha toplumsal olarak o olguyu yakalayamamışız. Ormanın korunması ve bakımı kendi ailemizin ortamı kadar ilgi istediğini nedense unutuyoruz. Ama yinede karamsar değilim. Bir gün her şey çok güzel olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.