Sayısı azımsanmayacak derecede çok. Tüm Türkiye’ demi böyle yoksa sadece Urfa’da mı bilmiyorum. Doğrusu Urfa’ya hizmet için bu kadar talipli insanın olduğunu bilmiyorum. Oysa biz hep “sahipsiz Urfa” diye sitem ederiz. Peki Urfa’nın bir meselesi olduğunda bunlar nerdeler. ılin hangi sorunundan haberdardırlar. şimdi hepsi hizmet için var.demek ki hizmet etmenin yolu milletvekilliğinden geçiyor. Yetenek meselesi. Biz naiplerimizi ( temsilci, koruyucu) saygıyla karşılarız. 
Asıl niyetleri de  oraya bir  kapağı atabile meselesidir.  O da öyle kolay bir iş olmadığı belli. Adamı inceltip iğnenin deliğinden geçiriyorlar. Fakat söyleyeyim mi? Hakkınızda hayırlısı. Eğer bu sığınacak yerimiz de olmazsa “ oynatmaya az kaldı doktorum nerde “ türküsünü söylemeye başlardık. 
Önce “eğri durup doğru düşünmek lazım.” Herkes otursun başını iki eli arasına alsın düşünsün, düşünsün… Seçim atmosferine kapılmadan, virane hayallerle yıkılmadan bir kez daha düşünsün…Siz kendi oturduğunuz apartmana, mahallenize, sokağınıza caddenize ne yaptınız. Veya bu dediğimiz yerlerde kimler sizleri tanıyor. Her sabah evden çıktığınızda tanımadığınız birine selam  verdiniz yada “günaydın” dediniz mi? Biraz da mahremiyeti aşıp evinizin içine kadar gireceğim. Evden çıkarken eşinize “Allah ısmarladık dediniz mi?”
Sizler bu memlekete ya da ülkeye ne yaptım? diye kendinizi bir sorguladınız mı? Deyip bu konuları geçiyorum.
şu Urfa’ya milletvekili olanları nasıl seçmeli. Tahsillerine göre seçsek ilkokulu bitirmişlerin cebinde nice üniversiteli var. Üniversitelere göre seçsek adam var ki  iki keçi teslim edemezsin Nasıl kalkıp ülkenin, bir şehrin geleceğini teslim edeceksin….Ortaokullular bir şekilde tahsili yarım bırakmışlar diye suçları ne, haklı onlarda alınganlık gösterebilirler. Ya lise mezunları!… Bu iş tahsille   olmadığı kesin.
Yaşlarına göre dersek;  gençler, orta yaşlılar ve yaşlılar deyip kategorilere ayırsak haksızlık olacak. sakallı sakalsız diye ayırsak Abdulkadir ıkbal ağabeyim, Kemalettin Uğuzlu kardeşim sevinecek ama diğer gün bakacaksınız ki herkes sakal bırakmış o zaman nasıl olacak. bu da olmadı…sakallarını traş etsinler deseler vallahi iki zatı muhterem tıraş etmezler gerisini bilmem…
Hizmete göre ayarlamaya kalkışırsan  bu memlekette hizmette kusur etmediklerini herkes sayfa sayfa anlatacak. Boylarına, yaşlarına göre ayırmaya kalkışırsan hiç olmaz. Yakışıklıklarını ele alsan hiç kimse kendisine toz kondurmaz. Ahmet Kaytan diyecek boy pos endam, güler yüz, tatlı dil bende  der. Peki onca emek verip şimdiye kadar hizmet veren limoni yüzler ne yapsın.  
Akıllara göre olsa dersin. “ben öyle kullarımdan razıyım ki herkes kendi aklından razı.” Diye halkımız arasında bilinen bu işe çok iyi uyan bir sözdür. Akılları bir yere yığmışlar herkes kendi aklını seçip almış. Akılları saltığa çıkarsa hepimiz kendi aklımızı alırız.
Okul arkadaşım ve çocukluk  günlerinden beri tanıdığım, değer verdiğim sevdiğim. bu gün belli bir konuma gelmiş olan Abdulkadir Canpolat  diyecek benim onca emeklerim var ben daha hak etmedi mi?. şükrü Kırboğa elimde yetişti, bir aile gibiyiz onlarla o sitem etmeden durur mu? Vallahi  bu işin içinden çıkılmayacak bir  hal. 
Bir cemaate imam seçileceği zaman ilimleri aynı olsa boya bakılır. Boyları aynı olsa ahlakına, edebine, yüz simalarına bakılır, oda aynı olsa, iş evdeki eşinin güzelliğine kadar  varır. Yoksa peygamberin varisi olmak o kadar kolay mı? Peki milletvekili olmak bu kadar kolay mı?. Bunun ciddi bir iş olduğunu kavratmak lazım.
Her parti kendine göre milletvekili aday adayları için bir fiyat biçmiş.  En çok aday adaylığı baş vurusu yapan partinin müracaatları adam başı 2.500 YTL( iki buçuk milyar) hatırıma bir olay geldi. Bizim mahallede ki camiye cemaat yeterince ilgi göstermezdi. Caminin bir çok ihtiyacı vardı. Lakin camiye yardım etmeyen mahalleli düğünlerde galeyana gelip gevendeye, kahveciye “bahşiş” ve “şabaş” adı altında fazlasıyla para dağıtırlardı. ımam da bir gün bir düğüne dalıp yahu siz düğünde bu kadar para serpiştiriyorsunuz, “şabaş” veriyorsunuz, bahşiş dağıtıyorsunuz mutlaka camiye de yardım edecekseniz deyince, biraz “kem küm” başladı ama birkaç destek bulunca camiye de o gün düğünde hayli yardım toplandı.
şu aday adayı olanlar şimdiye kadar yatıracakları para kadar toplumsal menfaatlere yardım yaptılar mı? Dahası kapılarına gelen fakirlere yardım ettiler mi? Sen ne bilirsin diye soracaksınız belki.  şuna inanıyorum ki bu kadar insan senede değil, beş yılda bir bu kadar yardım yapsalar, zekatlarını verseler, öşürlerini dağıtsalar ilimizde fakir kalmazdı.
Gelin bu tehlikeli maceradan vaz geçin. Demokratikleşmeyi önce yüreğinizde hissedin, duygusal cezbelere kapılmayın. ınsan haklarını ve hukukun üstünlüğünü özümseyin. Demokrasinin kurumsallaştırılmasını yaşadığınız toplumla içselleştirin. Gerisi hava ile cıva.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.