
Cüneyt Gökçe
28 Aralık 2007
Bilindiği üzere 2007 yılı Mevlana’nın 800. doğum yıldönümü olması münasebetiyle; bu yıl, UNESCO tarafından “Mevlana Yılı” olarak ilan edilmişti. Bu vesileyle de Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili pek çok program icra edildi.
Mevlana yılını Mevlana’nın bazı ifadeleriyle noktalamak uygun olur diye düşündüm. Çünkü bu mesajlardan hepimizin alacağı dersler vardır.
Örneğin, Mevlana diyor ki:
“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!”
Problem ve sıkıntılarımızın çoğu sevgisizlikten kaynaklanmıyor mu? Dostluk ve kardeşlikten uzak durmamız, hataları yüze vurmamız, birbirimize “hava atmamız”, öfkelerimizi ön planda tutmamız ve samimiyetten nasipsiz hale gelmemiz dertlerimizin temelini oluşturmuyor mu? Güneşin, -hiçbir ayırım yapmaksızın- bütün yaratıkları kucaklaması; akarsuların bütün mahlûkatı dost ve kardeş bilmesi; gecenin şefkat örtüsüyle herkesi ve herşeyi bağrına basması çok güzel örnek değil midir?
Öte yandan; insanların arasındaki sağlam iletişimin karşılıklı saygı, önem verme ve dinlemeden geçtiğine işaret eden Mevlana ne güzel söylüyor:
“Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu; dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.” Gerçekten de iyi dinlemek iyi anlamayı netice verir.
Güzel görmenin güzel düşünmeyi netice verdiğine işaret eden Mevlana: “ınsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. ınsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır” demektedir. Fiziki yapıdan ziyade, düşünme ve maneviyatın insana değer kattığını ifade etmesi çok anlamlıdır.
Bütün yaratıklara sevgi gözüyle bakmayı ilke olarak ortaya koyan Mevlana, “Hiçbir kâfire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü” demek suretiyle peşin hükümden uzak durma dersi vermektedir.
Ayrıca, görüntüye aldanmamak gerektiğini; dili ve ifadesi vasıtasıyla insanın mahiyetinin anlaşıldığını belirten Mevlana, bu hususu çok veciz bir şekilde şöylece özetlemektedir:
“Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdar da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.”
Gerçek tevekkül ve duanın sebeplere başvurmak olduğunu; sözlü isteklerin fiiliyatla desteklenmesi gerektiğini ifade eden Mevlana:
“Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker” demek suretiyle bu noktayı veciz bir şekilde vurgulamaktadır.
ınsan, sadece iyilik ve güzelliklerini değil; eksik ve kusurlarını da görmek durumundadır. Sadece güzelliklerini hatırlayan ve kusurunu görmezlikten gelen kişi, gülünç duruma düşebilir. ışte Mevlana uyarısı:
“Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.”
Kanatları rengârenk süslü ve çok güzel olan Tavus, unutmamalı ki, siyah ayaklara sahiptir.
Ve Mevlana’dan veciz birkaç söz daha:
“Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu söz söylerken soğan gibi kokar.”
şu halde, kibir, hırs ve tamahtan uzak duralım.
“Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak.”
şekilcilik, millet ve toplulukları geri bırakan faktörlerin başında gelir. şekille uğraşmak, nevi şahsına münhasır bir gericilik örneğidir.
Sürekli olarak asılla uğraşmak gerekir. ılerlemeden yana tavır takınmak zorundayız. Gereksiz tekrarlar sadece vakit kaybıdır. Mevlana’nın deyimiyle:
“Dün geçti gitti. Dün gibi dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.”
Mutlu yıllar, efendim!