TİYATRO, URFA VE GÖNÜL VERENLER

Mahmut Çepoğlu

Tiyatronun tarihi ilimizde çok uzun geçmişi olmasına rağmen, her tiyatroya gidişimde yeni bir şeymiş gibi izliyorum. Yabancılığımız tiyatroya değil ilimizde yeni yeni sahnelenilmesidir.

Aslında her Urfalı hareket ve mimikleriyle bir sanatçıdır. Tek özelliği onu sahnede icra etmemesidir. Hepimiz insanları güldürmek için mukallitlik yapar, güldürmek için esprileri sıralarız. Hele erkek erkeğe olunca değme keyfime gitsin. Bundan değimlidir ki toplumumuzda bir söz konuşulacağı zaman önce o onunla ilgili bir fıkra anlatılır. ınsanlar katıla katıla güldükten sonra olayı canı gönülden dinlerler.

            Tiyatro yaşamımızın içinde hep vardı. Zamanla silindi dersek doğru bir tespit olmuş olur. Bu da günah sevap söylemleri arasında kaybolmaya neden oldu. Sosyal yaşantı içinde kendini hayatın her alanında gösteren tiyatro yeniden insanlarımızla buluşturulma gayretinde. Çocukluk yıllarımızda bir düğün olduğu zaman erkeklerin kendilerini kadın kılığına koyup bazen bir köse rolünde, bazen sakallı bir adam olup düğünün orta yerinde bir sahne sergilerlerdi.

Davul zurnada oyunun ritmine uyarak tiyatronun canlı olmasına özen gösterirlerdi. Bunların bir geçmişi olmasa tiyatro denilen olguyu insanlar yaşamamış olsa görmemiş olsa böyle mizansenler ortaya koyabilirler miydi? ışte bu sebepledir ki; tiyatro hayatın kendisi, hayat başlı başına bir tiyatrodur, dersek eksiği kalmaz derim.

            Bu girizgâhtan sonra; bir edebiyat öğretmeni olan Mustafa Acar’ın yazdığı Cihan Hazar’ın yönettiği tek kişiliği oynayan Kadir Kırıcı takdire şayan sergilediği  oyun alkışlamak mümkün değil.  Soyadı Kırıcı ama kendisi hayli yapıcı. Oyunuyla da bizleri fazlasıyla mutlu etti.  Sanatı çekici bir konuma getiren oyuncunun kendisidir. Merak etme, dikkatli izleme, susarak dinleme, hareket ve mimiklerin anlamını kaçırmamak hepsi oyunda aranılan şeylerdir. Burada bir tenkit yaparsam hoş görün. Müstehcen sözler toplumumuzun her kesiminde konuşulur, lakin bir tiyatro da sahnede, bir salonda sırası değil diyebilirim.  

Oyunun söz ve davranışlarına gelince, dünden bu güne Urfa’yı toplumsal iz düşümleri, gizli kapaklı kalan olayları toplumla birleştirmesini başarıyla sergiledi.  Kendisinin mimik ve hareketleri, oyunu beyninde yaşayarak sergiledi. Ayrıca salonla bütünleştiren Kadir Hoca’nın (kendisi aynı zamanda emekli öğretmendir.) dâhiyane sergileyiş biçimi olarak kabullenmemiz lazım. Yazmak ayrı oynamak apayrı bir şey.

            Bu dünyada yaşıyorsanız ve toplumla diyalog gerekiyorsa bazı şeylerin inceliklerini bilecek ondan ders alacaksınız. Onun gizemiyle özleşeceksiniz. Kimi zaman müstehcenliği yaşamın gerçekleriyle bütünleştirerek dramatik sahneler ve söylemlerle bol bol gülecek ve duygulanacaksınız. Duygu seli sizi  acıların diyarına  götürdüğü gibi kahkaha selinde göz yaşına boğulacaksınız.

            Tiyatro vefayı,   anlayışı, insanların yaşamının iyi ve art niyetlerini bir ders anlamında sergilemektir. Hareketlerle, mimiklerle toplumsal bir işleve yön veriyorsa  elbette büyük ders alınır. Yoksa teorik olarak kalmasının kimseye faydası olmaz. Siz istediğiniz kadar bir tiyatro eserini okuyunuz onu sahnede izlemedikçe bazı gerçekleri görmediğiniz gibi çok şeylerden mahrum kalırsınız.  

            Tek kişilik “bizim Zamanımızda”  adılı oyunu seyrettik. Tüm bu yazdıklarımız oyunun bize bıraktığı izler olsa gerek. Elbette eleştirilecek yanları vardır. Bunların başında yaşamı karşılaştırmanın yanlışlığına düşmemek gerekir. Bir zamanlar oyunların yaratıcıları çocuklar kadar büyüklerdi.  Günümüzde buna olağan yok. Artık oyunlar hazır eve kadar geliyor ve kuruluyor. Çağdaş yaşamla günümüzün giyim ve konuşma edebinin ne kadar bozulduğunu anlatırken katılmamak elde değil. O bize örnekler sergiledi bize ders almak kalıyor.  

Dolaysıyla eski oyunlar kadar, büyüklerimizin anlattığı ve can kulağıyla dinlediğimiz hikâyeler yok artık. O zaman yaşam biçimi öyleydi. Elektrik yoktu. Soba çok azdı. Mangalda kömür yakılır tandır dediğimiz dört ayakla bir sehpanın altına konur ve üzerine kocaman bir yorgan atılırdı. Ninelerimiz başlardı hikaye anlatmaya ve biz çoktan bize sunulan uyku diyarına dalıp giderdik.

“Bizim zamanımızda” deyip başlayan ve yazarın karşı çıktığı bu kelime bizim zamanımızda susup dinlemek zorunda kalıyor. Zamanımızda bu kadar şehir büyümemişti. Bu kadar tüketim yoktu. Daha neler neler. Dün geçmişte kaldı. Elbette geçmişle biz çok mutluyduk. Lakin hayatın her alanında olduğumuz yaşta mutlu olmaya çalışmak en güzelidir. Eskiye dalarak güzelliklerden ders almak yanlışlıklara sünger çekip günümüzün güzellikleriyle buluşmanın erdemini yaşamak gerekir.

 Bu oyun için yazanı, yöneti ve seslendireni için çok şey yazılabilir. şimdilik bu kadar deyip tüm öğretmenlere öğretmen günleri kutlu olsun diyorum.