Köşe Yazısı

Orman giderse yaşam da gider

Av. İzzet DOĞAN NEŞETBEY

Av. İzzet DOĞAN NEŞETBEY

Tüm Yazıları Gör

Bir ağacı korumak bazen bir ülkeyi korumaktır…

Yarım yüzyıl önce, Hindistan’ın Himalaya köylerinde insanlar ormanlarını kaybetmeye başlamıştı. O köylerde yaşayanlar için orman yalnızca ağaç değildi; su demekti, toprak demekti, nefes demekti, yaşam demekti. Bu yüzden ağaç kesmeye gelenlerin karşısına dikildiler. Baltalara, testerelere, iş makinelerine karşı ağaç gövdelerine sarıldılar.

Adına “Chipko” dediler.

Hintçede “sarılmak” anlamına gelen Chipko, zamanla bütün dünyada doğayı koruma direnişlerinin sembolü hâline geldi. Çünkü bu sarılma yalnızca bir ağacı kucaklamak değildi; hayatı korumaktı. İnsanların kendi bedenlerini canlı kalkan yapmalarıydı.

Bu direnişin ön saflarında çoğu zaman kadınlar vardı. Ağaçların çevresinde halka oluyor, ellerini gövdelere kenetliyor ve “Önce bizi geçeceksiniz” diyorlardı.

Hareketin öncülerinden Sunderlal Bahuguna yıllar önce şöyle demişti:

“Ormanlar sadece odun değildir; toprağın, suyun ve temiz havanın kaynağıdır.”

Aradan yarım asır geçti.

Ama o sözlerin yankısı bugün Akbelen Ormanı’ndan yükseliyor.

Türkiye bir süredir Akbelen’i konuşuyor.

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköylülerin, Yeniköy-Kemerköy Termik Santralları ve kömür madeni için yürütülen çalışmalara karşı yıllardır süren bir hukuk ve vicdan mücadelesi var.

O direnişin en çarpıcı fotoğrafı ise bir ağaca sarılan yaşlı bir kadının fotoğrafıydı.

90 yaşındaki Zehra Nine…

Bastonuna dayanmış ama iradesinden bir şey kaybetmemişti.

Ağaca sarılırken aslında yalnızca bir gövdeyi değil; zeytinini, suyunu, toprağını, kuşunu, böceğini, çocuklarının geleceğini savunuyordu.

“Ne söyleyeyim, kestiler işte…” diyordu.

Bu cümlede sadece bir köylünün kırgınlığı değil, insanın doğa karşısındaki çaresizliği vardı.
Zehra Nine artık hayatta değil.

Ölüm haberi, “Akbelen Yuvamız Vermeyeceğiz” hesabından duyuruldu. Ardında yalnızca bir fotoğraf değil; hafızalara kazınmış bir vicdan bıraktı.

Gülsüm Nine’nin sözleri de aynı derinliği taşıyordu:

“Birlikte büyüdüğümüz ağaçlarımızı kestiler… Omuzlarımızda dereden su taşıyıp suladık. Öldürseler yine kestirmem…”

Bu cümleler şehirlerde yaşayan birçok insan için belki sıradan görünebilir. Ama toprağa emek vermiş insanlar bilir: İnsan bazen bir ağacı evladı gibi sever.

Seza Nine’nin öfkesi de bundandı.

Aytaç Yakarda’nın haykırışı da…

“Vatanımdan, toprağımdan, havamdan, suyumdan vazgeçmiyorum” derken aslında yalnızca kendi köyünü değil, hepimizin ortak geleceğini savunuyordu.

Çünkü mesele artık sadece Akbelen değildir.

Bugün Fatsa’da insanlar dağların karını gösterip “Bu karlar eriyince derelerimizi besliyor” diyerek ses yükseltiyor.

Tirebolu’nun Sekü köylüleri doğalarına sahip çıkmaya çalışıyor.

Karadeniz’den Ege’ye kadar yükselen bu sesin ortak bir cümlesi var:

“Toprak giderse yaşam gider.”

Aslında bütün mesele budur.

İkizköy’de tükenecek bir kömür uğruna; insanların göç etmek zorunda kalacağı, zeytinliklerin yok olacağı, kuşların yuvasız kalacağı, derelerin kuruyacağı bir geleceğin kapısı aralanıyor.

Oysa doğa yalnızca insanın değil; sincabın, kaplumbağanın, karıncanın, kuşun ve adı bile bilinmeyen yüzlerce canlı türünün evidir.

Üstelik mesele sadece vicdan boyutunda da değildir.

Danıştay 6. Dairesi’nin Akbelen çevresindeki tarım arazilerine ilişkin acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurması önemlidir. Çünkü mahkeme açık biçimde, acele kamulaştırmanın istisnai bir yöntem olduğunu vurgulamıştır.

Enerji ihtiyacı ya da ekonomik gerekçeler tek başına “acelelik” sebebi sayılamaz demiştir.

Bu karar yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır.

Çünkü doğanın hukukunu kaybeden toplumlar, sonunda kendi vicdanlarını da kaybederler.

Bugün artık şunu anlamak zorundayız:

Bir ağaca sarılan insanlar romantik bir gösteri yapmıyorlar.

Onlar yaşamı savunuyorlar.

Ve belki de asıl soru şudur:

Bir gün çocuklarımız bize, “Ormanları neden koruyamadınız?” diye sorarsa,
ne cevap vereceğiz?

Şimdi Danıştay kararına uyma, uygulama ve bu kararı emsal olarak alma zamanıdır.

 

 

0 Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir