Uzaklarda bir köyde, çocuğu doğmadan kocası ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.


 Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz.



Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.


Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar.



Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.



Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır…



Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır.


Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir.


Gelinciği ve kanlı ağzını görür.


Çılgına dönerek gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı.



Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesini duyar.


Anne odaya yönelir…



Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür…



Einstein’in söylediği rivayet edilen bir söz var:

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor.”



ÖNYARGININ OLMADIĞI EN GÜZEL GÜNLER SİZLERİN OLSUN!


 


(*)GELİNCİK:


İnce ve uzun gövdeli kuyruklu ve kısa bacaklı hareketli ve uzun boylu bir hayvandır.


Kuzey Amerika türleri 17-18 cm boylarıyla en küçük karnivor türleri olarak bilinir dünyanın başka yerlerinde yaşayanlar ise 30-35 cm boyunda olabilmektedir…
Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde görülebilen gelinciklerin sırtları kızıl kahve rengi karın bölgeleri ise beyaza yakın açık renkli tüylere sahiptir..


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.