“Nazlı’nın adı Hastanede bir Ünite’ye verilsin…”

Sabri Dişli

Nazlı kız henüz 16 yaşında silahın vurduğu bahar çiçeği gibi soldu gitti…

Silahsızlanma üzerine konuşmak için vakit çok geç.

Kızımız ölmeden vasiyet etmiş “organlarımı bağışlamak isterdim”.

Aile vesayeti yerine getirmiş.

şanlıurfa organ bağışında en son sırada… Sanırım şehrimizde bir ilk gerçekleştirildi. Nazlı kızımızın organları hayat kurtarmak üzere yollara düştü…

Genç yaşta organlarını bağışlayacak kadar hassas olan bu kızımızın adı ölümsüzleşmeli…

‘Hastanemizin organ nakli ünitesine NAZLI kızın adı verilmeli’ diye öneriyorum.

Tabi uygun görülürse…

O Bidonlarda banyo yapsınlar!

Komşu ülkenin biri, atıyorum; Ütopya, Tuzla bölgesine kimyasal başlıklı füze fırlattı. Ne yaparız?

Savaş ilan ederiz, değil mi?

Peki, Tuzla’ya bidonları atanlarla, Ütopya arasındaki fark ne?

Atık dolu bidonların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Çevre bakanı diyor ki; “bidonlar tanınmış bir iş adamının fabrikasına ait olabilir”

Tanınmış ha! Ne olarak tanınmış. ış adamımı yoksa (…)

Her ne adamıysa yeraltı su kaynaklarını zehirliyor. Hem de kanserojen maddeyle!

Bir kanser vakasının tedavi gideri; ülkeye, aileye kaça patlıyor? Hadi maliyeti geçelim, o manevi yıkıntı, o dayanılmaz acı, gözünün önünde eriyen insanlar…

Aklım almıyor. Bir insan para için bu kadar alçalabilir mi?

Bakan Pepe,”bulgular, ilaç fabrikalarına hammadde üreten bir şirketi işaret ediyor” diyor.

Konuşmak için erken ama bir de bu ilaç fabrikası kanser ilacının ham maddesini imal ediyorsa!!!

Bu adamlar savaş suçlusundan daha suçlu olmazlar mı?

Olurlar tabi… Tıpkı bir yandan mayın, diğer yandan protez imal eden barış diyarlarının yavşakları gibi…

Hatta onlardan daha kötü… Mayını bulma şansınız olabilir, ama yeraltı sularına karışan zehirli atığı nasıl, nerden bulup, ayıklayacaksınız.

Atıkların atıldığı bölgeye koca kamyonlar geliyor, dozerler kazıyor, bidonları gömüyor. Hiç kimse görmüyor. Bu nasıl aymazlık, bu ne duyarsızlık! Nasıl olurda kimse görmez merak etmez.

Kim görüyor?

Bir gazeteci “muhabir” diye biliyordum, ama değilmiş. Bidonları taşıyan bir kamyon sürücüsü vicdanının sesini dinlemiş. şoför tehdit edilince emniyet şoförü korumaya almış.

Bu vatan, bu dünya, hepimizin evi… Evinin bir bölümü…

Kafamıza damlayan üst katın tuvalet borusundan sızan su değil… Kanser!

O atıkları atan hangi firma ise bugün yarın açıklanacak. O ileti döken firmanın ürünlerini değil satın almak, satışı yapan iş yerinin yanından bile geçmem.

Ve elimde olsa, o atıkları dökenleri, döktükleri bidon içindeki atıklara daldırarak, güzel bir banyo yaptırırdım.