Ukalalığı sevmem. Ukala ve yalakaları ise hiç sevmem. Onlarla aynı kefeye değil konmak, bunun düşünülmesi bile hazmedemeyeceğim bir fikir fukaralığıdır. Girişteki bu çıkışıma anlam veremeyebilirsiniz. Ama şanlıurfa’da basında yaşanan teşvikli (ön yargılar) beni böyle bir açıklama yapma mecburiyetinde bırakıyor.
Bunun gerekçelerini yazının sonunda anlayacaksınız.
Neredeyse son altı ayı Türkiye ve coğrafyasına ayak basan bizler  yoğun yaşadık. Benim sizlerden farkım ağzı olduğu için  konuşan biriydim, yani olayları yorumlama misyonum vardı. (Eskiden bu; Eli kalem tutan diye tabir edilirdi-Artık kalem yok Mouse ve Q yada F klavye var)
Bu işi neredeyse 30 yıldır yapıyorum. Ve ince eleyip sık dokuma gibi bir prensiple hareket ettiğim için çok az yanıldım. Buna bazılarının yanılmama yönelik teşviklerine (!) pabuç bırakmamamı da gerekçe gösterebilirim.
Yorumlarımı iki ayrı sitede izleyip değerlendi-rebilirsiniz. Bunlar www.hizmetgazetesi.net ile www.urfahaber.net siteleridir. Yaşanan siyasi süreç Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları ile gündeme girmiştir. Olayı işin başından ele almam ise ilk olarak Erdoğan’ın kesinlikle Çankaya’ya aday olmayacağını öne sürmemdir.Tezim ilk genel seçim de Erdoğan’ın partisinin seçim otobüsü üzerinde yerini alacağıydı.  Buradaki ilk ciddi iddiam buydu. Ve taş yerine oturdu. Ardından Abdullah Gül’ün adaylığı ortaya çıktı. Memleket Gül bahçesi iken, Çankaya köşkü bahçesinde Gül açmayacağı ikinci ciddi iddiamdı. Meclisin erken genel seçime mecburiyeti ile geneldeki savlarıma  noktayı koymuştum.
Ardından işin yerel boyutu geldi. Esat Akgöl’ün MHP’den aday adayı olması, CHP’den Mahmut Yıldız’ın Urfa’dan seçime gireceği, DTP’nin Bağımsız adaylarının birleşik oy pusulasında yer alacakları gibi. Buralarda da yerine oturan taşlar var.  Diğer tezlerim hala kamuoyunda tartışılıyor. Bu tartışma zaman zaman bana da ulaşıp, yansıyor. Ve ben söylediklerimin,yazdıklarımın, iddialarımın sonuna kadar arkasındayım. Tabi tahminlerimin yanı sıra ülkem ve şehrim için iyi dilek ve temennilerimde yerini aldı yazılarımda, yorumlarımda. Argo tabir ile ne demişsem, o öyle gidiyor. Birkaç gün sonra bu meslekteki birikimimin sonucu olarak yerine oturttuğum başka taşları sizin önünüze koyacağım. Yeterki beni izleyin. Veya o gün için izlemiş biri olun. Ben henüz kaybetmedim. Çala kalem yazan sözde bazı meslektaşlarıma inat. Umarım bu ülke ve bu şehrd e kaybetmez. 
Her ne kadar reklam koksa da son cümleyi eklemeden geçemeyeceğim ;
‘Beni izlemeye devam edin’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.