Demirel’ce

 

Koca Harran Üniversitesi, konferansa davetiye göndermiş,  davete icabet etmemek olur mu?

Konferansın yapıldığı salonda,  akademisyenlerin arkasında bir koltuğa ilişiverdim…

Konuşmacılar arasında; ABD Büyükelçisi Roos , New Yok Üniversitesi Başkanı John…

Cornell Üniversitesinden Norman vardı…

Yakın dostlarım oldukları için(!) adlarıyla hitap ediyorum. (ınanmayın)

Dostlarım Konferansta ıngilizce konuştu…

Salona baktım.  ıngilizceyi  tam anlamıyla herkesin bildiği havası esiyordu..

Nasıl mı  anladım?

ıngilizce konuşan Dostlarımın konuşması bitti… Merdivenlerden  inmeye başladıklarında, ıngilizcenin ayağı yere değmiş olacak ki;   Alkış sesi yükseldi.

Bir ara dedim ki; şu konuşulanları ben tercüme edeyim.

Can kulağı ile dinledim. Türkçe’ye sonradan geçen terimleri anlıyordum: “Üniversity”. .”Urfa”… “Harran”… Gibi…

Tabi kelimeler arasında bildiklerim de vardı…

 Mesela bir ara Norman,  “tomorrow got”  John da  “to background” dedi…

Gerisi???

Çok bekledim. Lisede en çok sevdiğim  (episofçok) tebeşir ile  umbrella (şemsiye) kelimeleri telaffuz edilsin ki; Kıytırık köşe yazanı Sabri’nin ıngilizce bildiği tasdik olsun. Bir türlü telaffuz etmediler.

Düşündüm de memleketin başvekili dış gezilerinde çeviri kulaklığı takıyor…

Bizim Harran Üniversite de yabancı dostlarımızın konuştuklarını tercüme etme gereği duymuyor. Neden? Demek ki; Salonda bulunan herkesin yabancı dili ileri düzeyde(!)

Benim gibi(!)

Söz sırası; dedemin siyasi rakibi, babamın  başbakanı, oğlumun Cumhurbaşkanı, torunumun ombudsmanı Sayın Demirel geldi…

Yılların tecrübesi kendini tercüme ederek konuştu…

ıngilizceyi Demirelce konuşup,  Türkçeyi Demirel’ce ye çeviriyordu…

Size bir alıntı yapayım.

 The is binaenaleyh GAP form end…

Gaptırmadık(!)

WHAT?

Va mı izah tazı?

Yes…

The is centilmeny…

Onun Üçürü..

Leydi…

Ardından bir iki gerdan kırma hareketi…

Benim çevirmenliğim de ancak bu kadar olur…

Demirel, çeviri kulaklığı (Simültane) olan olmayan herkese hitap etti.

Halk dilini, vücut dilini, yabancı dilini kullandı…

Salonda herkesin anlayacağı seviyeye indi.

Asıl alınması gereken ders işte bu…

 

 

 

 

 

 

 

Baraja su

bastırmışlar!

 

Havasına taşına…

Barajına sağlığına…

Bin can feda…

Senin uğruna…

 

Memleketin barajı su basmış…

Kimseden tık çıkmıyor…

Her zamanki bildik açıklama;  “Soruşturma devam ediyor!”

“ıhmali olanlar hakkında gerekli işlem yapılacak!”

Zarar milyon dolarlarla ifade ediliyor.

Bu kadar basit mi?

Barajlar niye yapılır?

Elektrik elde etmek için.

Su baskınını önlemek için.

Barajı su basar mı?

Basar işte su da basar(…)

Memleket şANLI-urfa olunca basar…

“Tuz kokarsa” dedikleri bu olsa gerek.

şanımıza şan kattık…

Kim bilir belki de barajı su basan ilk kent unvanını aldık…

 

Sıcağı sıcağına eğitim

 

Acaba Türkiye’nin en sıcak kenti hangisi bilen var mı?

Aferin bildiniz?

Müfredata göre hangi derecedeki; soğuk ve sıcaklıklara göre eğitim yapılır?

Bunu da bildiniz.

40 derecenin üzerinde eğitim yapılmazsa hala okullar neden açık?

 

şanlıurfa ıl Sağlık

Müdürlüğü’nü kutlarız

 

Türkiye de her iki kişiden birinde yeşil kart olan tek il şanlıurfa…

Ebe sayısında 81 il arasında 80. Sırada…

Hemşire sayısında son sırada.

Sıralamalar kaç yıldır böyle…

Başarı kime ait?

Tabi ki Sağlık Müdürüne.

Sizi kutlamıyoruz müdür bey.

 

Vekilim, Demirel’e cevap ver…

 

Bir yıl önce Urfa sorunlarını Ankara’ya taşıyan heyete, vekilimiz Sayın Sabahattin Cevheri şöyle demişti:

“O elinizdeki projeleri tamamlamaya T.C bütçesi yetmez”

Sayın Demirel de diyor ki:

“Sadece Atatürk Barajından yılda 2 milyar dolar gelir elde ediliyor. Bu parayı GAP’a harcarsak, 8 yılda proje tam anlamıyla bitmiş olur.”

şimdi anladınız mı sayın vekilim.

şanlıurfa; T.C bütçesini değil, kazanımlarını yatırım olarak geri istiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.