Söz için nice güzel deyimler, tekerlemeler, atasözleri vardır. Nice özlü sözler var ki insanları düşündürür, güldürür, hüzünlendirir. Nice beyitleri, dörtlükleri, şairler, aşıklar, ozanlar söylemiş ki insanlar ondan ibret alsınlar diye….Ama yinede topluluklarda, meydanlarda boşboğazlara rastlayınca hüsrana uğruyor insan. Sözün her yerde söylenmeyeceğini anlatan “söz var halk içinde, söz var hulk içinde” denmesine rağmen ulu-orta konuşanları gördükçe üzülmemek elde mi?

“Söz gümüş ise sukut altındır.” denilmesine rağmen, dinlemekten ziyade konuşmayı daha çok severiz. Adam var ağzından dirhemle söz alamazsın. Susmasını bilenin nezaketi tartışılmazda, ukalalık yapana neden cevap verilmez onu anlamıyorum. Hemen her ortamda söylenen bu güzel söz, insanların ibret alması içindir. Bunun yanında “ arif ol mecliste kelâmı dinle, el bin söylerse sen birin söyle” diyen Karacaoğlan ne kadar haklı…

ışte bende düşünerek beynimizden dilimize emrederek ağzımızdan çıkan ve “söz” dediğimiz sesler üzerinde durmak istedim. Söylenmemiş söz yok. Onu farklı ve en güzel şekilde söyleyene minnettarız. Hani bazen “kal, lakırdı” bazen de “laf” olsun diye, kimi zaman “kelâm” deyip geçeriz. Hep söyleriz de; çok konuşup az şey ifade edeceğimize, az sözle çok şey ifade etme gayreti edinen yada dinleyen kim. Sözün kısa, öz, olgun ve dolgun olması güneşi yüreğimizde hissetmedir. Atalarımız da boşuna “az söz yalansız olmaz” demezlerdi herhalde.. Yalan söyleyenin de çok konuşanın da yüzünde belli etmediği için ibret almamız anlamında söylemişlerse de, yinede bıkkınlık veren konuşmalara tanık oluruz.

Söz kırk düğümlü boğazdan gelir demişler. Onun için sözü tartarak, ölçerek, biçerek boğazdan çıkarmak lazım. Kimileri “boğazım düzdür” der. Karşısındakini kıracak da olsa sözünü esirgememek sözünü sakınmamanın düşünmeden söylenmesidir.

Sözün ciddiyetini belirlemek için “söz ağızdan çıkar” diye kaba bir tabir söylenir. Buna rağmen yine insanlar, sözün eri olmadıklarına rastlıyoruz. Hep hayıflanırız “nerede eski sözlerin sahipleri” diye. Sözün iki yüzlülüğü, sözün dönekliği yoktur, o onu kullanana mahsustur.

ınsan birini sevemezse en kutsal varlığımız olan kuranı kerimden bir ayet söylerlerse dahi beğenmezler. Ama insan var ki öyle acı, öyle alaycı öyle yalancı ki insanlar hala ondan vazgeçmezler. Sebebi; söylemesini bilmekten başka bir şey değildir.

Sözler var ki güldürür, mest eder. Söz var ki diken diken, yakar, boğar, bıktırır acı verir… Sözler var ki sergidir söz var ki yergi…Söz var ki kahır dolu, dert yüklü kulak tırmalar, yürek yaralar…söz var müjde olur söz var kara haber olur…

Kimi sözler var ki sevgili yardır. Bazen mecnun eder, bazen Yusuf’u zindandan alır saraya hükümdar eder. Bazen Nemrut’a karşı ıbrahim olur…Bu nedenle sözün insan hayatında olumlu ve olumsuz etkisi hep konuşulur. Çünkü insanı yüceltende alçaltanda sözdür. Sözün eri olmak hep bunun için söylenir.

“Tatlı dil yılına deliğinden çıkarır” sözün güzelliği için söylenmiştir. Ne kadar güzel yumuşak bir üslupla konuşursa karşısındakini o kadar ikna edici olur. Sözün kağıda dökülmüş şekline yazı diyoruz. Sözler şimdi çok çabuk uçuyor. Ancak yazı tarihin dilidir. ışte kendini topluma adayan, toplumda barışı, kardeşliği, sevginin tohumunu eken yazarlardır. Yazarların yüklendiği misyon doğruyu yazmak, farklı dillerin, dinlerin, milliyetlerin bir arada yaşaması onların varlığının kabul ederek yaşatmak isteyen aykırı ses, söz ve yazıdır.

Söz gibi yazıda bir kılıç gibidir, kimi zaman kırar döker, kimi zaman hastaya ilaç. Kimi zaman hani derler “yiğidi kılıç kesmez bir acı söz öldürür.” Onun için sözün sırası gelmedikçe konuşanların ne hallere düştüğünü görüyoruz. Söz insanı kıymete bindirdiği gibi söz insanın değerini yitirir. ınsan sözleri ile müsemmadır.

Adımın yaşına başına bakıyorsun, bulunduğum konum itibariyle saygın bir kişiliğe sahip. Konuşunca söz sırasını kimseye vermediği gibi edebe muğayır konuşmadan edemez. Sözün eri olmak, sözün güzelliğini yakalamak, sözün tatlısını, ballısını konuşmak sadece kültürle ilgilidir. Yetiştiği ortam, karşısındaki insanlara saygıyı gösterir.

Gelin bir veya birkaç heceden oluşan anlamlı ses ve sözcüklerin güzelliğini yakalayarak bir günde olsun, sinkafsız, sövgüsüz konuşun. Nezaketi gerektiren kelimeleri kullanın. Sözün edebini bilene saygımız sonsuz. Sözün edepsizini bulup konuşanı görünce hep lokman hekimin sözünü anımsarım. “Edebi kimden öğrendin” sorusana oda “edepsizlerden” diye cevaplar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir