Biz “biz olmanın” başarısını elde edemedik. Urfa’yı Urfalı’yı bir türlü içimize sindiremedik. Mesnet göstererek, örnek vererek başarılar elde edilmeyeceği gibi hizmetlerde de bir birleriyle benzerlik gösteremeyeceğini bilemedik. Hep örnekler verdik. Bursa olmak, Paris gibi….Yanı başımızda Antep… Hep söylerim, aklımız gözümüzde. Bir başka şehirdeki bir yapıyı görünce onun aynısının ilimizde olmasını isteriz. Neden yapılanların ilimiz şartlarında zaman ve mekan, iklim koşulları göz önüne alınmadan “en uygunu bu” deyip kabullenemiyoruz.

Hep örnek şehirler gösterilmekte. Ancak ben “ hep kendimiz gibi olalım” diyorum. Bir il sanayide, bir il doğal güzellikleri ile bir başka il, üst yapıları yolları, yer üstü ve yer altı zenginlikleri ile ünlü olabilir. Hatta tüm bu saydıklarımızın hepsi, hatta daha fazlası bazı illerde olabilir. Ne kadar, nasıl olurlarsa olsunlar hiçbiri bir Urfa etmedikleri meydanda.

Çünkü Urfa’nın tarihi mimarisi kentsel dokusu, mistik havası, otantik yapıları, tarihi geçmişi ve abideleri, egzotik görüntüsü, turizm varlıkları, bu illerin hiç birisinde bir arada bulunması mümkün değildir. Kırsaldaki florası ve faunası, endemik türleri ile farklılığı meydanda. O zaman “biz bizim gibi olalım” derken turizme gereken önemi ve değeri vermesini bilelim. Belediyenin hizmetlerine sahip çıkalım. Eksiklikleri bir vatandaş sorumluluğu ile önerelim, şikayetlerimizi bildirelim.

Belediye hizmetlerine eleştirel bir gözle baktığımızda; eski Urfa Lisesi binası bir biblo gibi karşımıza çıkaranların tarihe ve otantik yapıya verdiği değerdir. Yapılan çevre düzenlemeleri hayatımıza, göz estetiğimize renk kattığının farkında olmayanların duyguları körleşmişse onları uyarmak da ayrı sorumluluk ister.

Aynı zamanda sosyal yaşantıya bir katkıdır. şimdiye kadar bir hapishane gibi bedenlerle etrafı çevrili yerin okul olduğunu çoğu kimse bilmezdi.. Artık öğrenciler de hareketlerinin kontrol altında olacaklarını görerek kendilerini ona göre kontrol edeceklerdir.

Samsat Kapısı’ndaki tarihi dokunun taş yapıyla uyumlu hale getirmesi fikrine katılmamak mümkün mü? şehir içindeki çeşmeler bana yıllar önceki su akan çeşmeleri hatırlattı. Ancak şu Yusuf Paşa Cami’nin karşısında yapılan çeşmenin Hindistan kubbelerini arattırmayan bir türden. ılimiz bu mimariyle uyumsuzluğunu sizlerde kabullenmişsinizdir, tahmin ediyorum. Belki yeni bir mimari türü ama gözümüzde bir ucube, belki zamanla alışırız.

Belediyemizin başlattığı çalışmalar bazı tabuları beraberinde sildi süpürdü. Hizmet verildikçe hizmete doymayan Urfalılar ha bire istiyorlar. Susamış bir insanın istediği su gibi… Hanlar projesi Urfa’nın tarihi kültürüne bir renk katacağı gerçeğini kimse inkâr edemez. Urfa’nın her şeyi ile zor bir şehir olduğunu bilmeyenimiz yoktur.

Hayatın her alanında mutlaka eksikler yanlışlar, artılar, çelişkiler, sorumsuzluklar olabilir onları belediyeye iletilmesinde fayda vardır. Bu hizmeti arayanlar içindir. Hizmeti benimsemeyenler, kırsalın kıskançlığı ve görmezliği içinde olanlardır. Bunlar köylü zihniyetlidirler… şehir mantalitesini kavramaktan yoksundurlar. Köylü olmak ayıp değil, ama köylü kalmanın kendini yenileyememenin eksikliğini fark edebilirsek belediyenin hizmetlerinden haberdar oluruz.

Başkanın “Çorba Evleri” ni duyunca ilk önce bir yere koyamadım. Ancak biraz düşünüp ufkumda yeni pencereler açılınca gerekliliğine inandım. Ancak bunların çoğalması değil zamanla kaldırılması bana daha mantıksal gelir. Hizmet mekanizmasını bir araya toplayıp belediyenin gücünü ekleyerek, halkla birleştirerek büyük bir proje etrafında binlerce insanın istihdam edileceği Urfa şartlarında bir fabrikaya dönüştürülmesinin kolay olmayacağını düşünerek yazıyorum. Balık vermeyelim balık tutmasını öğretelim çin ata sözü buna en uygun söz… Belki şimdi yavan ve olanaksız gelebilir ama zaman bunlara gebe olacaktır.

Bu insanlar zaten ekmek parası diye dilenirler ve çeşitli uçucu maddelere verip bir yerlerde uyudukları gibi, kimileri o maddelerden aldıkları güçle cinayete varan olaylara sebebiyet vermektedirler. Onların karnını doyurmak yerine onları topluma kazandırmanın yollarını araştırmak, rehabilite etme, bu konuda önemli projeler geliştirmede fayda umuyorum.

Otogar için büyük bir uğraş verildiğinin gözlemliyorum. Kent konseyi ve memlekete hizmet etmeyi kendine şiar etmiş insanlar, sivil toplum kuruluşları ile diyalogun geliştirilmesi eminim herkesin ortak düşüncesi ortak doğruda buluşacak. Otogar konusuna bir an önce yoğunlaşması ve ulaşımın masrafını bir yolcuya ikiye katlamayacak şekilde olmalıdır. Herkesin arabası yok ki. Hava alanına belli bir yaşam düzeyinde olanlar gider ama otogarlar öyle değildir. Kimi insanların yol paraları bile yoktur. Bazen belediye bazen otogar yetkilileri kimi zaman otobüs firmaları tarafından karşılanır.

Yeni bir yazı ile yine karşınızda olacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.