YAŞIM DOKSAN, NEYİM NOKSAN

Av. İzzet Doğan

Zaman ne çabuk geçiyor. Geçen yıl Eylül ayını anlattığım yazımı okudum: Eylül renkler mevsimidir, şiirler, şarkılar, resimler, rüzgarlar, yağmurlar, ışıklar, ayrılıklar, aşklar mevsimidir. Biraz hüzündür, biraz ayrılık, biraz anılar, biraz sevinç, biraz umut, biraz mutluluktur.

Ne desem? Ne söylesem Eylül için işte özetim: Mevsimlerden, renklerden, çiçeklerden, şiirlerden, şarkılardan bir demettir sonuçta. Diye yazmışım.

Bu yılda Eylül ayını doya doya yaşamak istedim. Kimi zaman bulutları, kimi zaman denizi, kimi zaman ormanı ve börtü böcek her şeyi izledim.

12 Eylül günü yaş günümdü. İlk kez bu kadar çok kutlama aldım. Zarif insanlar Ayşegül – Ergun Çetinkaya ve Sevgili eşimle birlikte diğer sevdiklerimizi anarak güzel bir pastayı kestik ve mumları söndürdüm.

Geçmişi düşündüm. Geri getirmek mümkün değildi geçen zamanı. Sordum kendime insanlar geçmiş günlerinde yaşadıkları acıları mı yoksa mutlulukları mı daha çok anarlar diye?

Bulutlu bir sonbahar günüydü. Sahilde azgın dalgaların sesini dinliyordum.

-Seni yakaladım diye bir ses duydum. Karşımda tertemiz güler yüzlü ak saçlı bir bey vardı.

Konuşmasını sürdürdü;” yaşım doksan, neyim noksan” diye. Parmak ucundaki ince misinayı geç fark ettim. Kaya Bekat’ la Tanışmış oldum. İzmir Konservatuarı’nda müdür olarak çalışmış, bilge bir insan. Biraz önce bir bestem çalındı dedi.

“Affet beni sevgilim aşkı ben ettim heder”

“Bıraktın gittin neden neden gönlüm hep kırık”

“Bütün ömrü seninle geçirmek ne güzel şey”

Gibi güzel Türk Sanat Musikisi eserleri var.

O’na önce 88 yaşında hayatını yitiren ünlü aktör Jean-Paul Belmondo’dan söz ettim. Belmondo için ulusal cenaze töreni yapılmış ve törene de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel  Makron da katılmıştı. Ayrıca cenaze töreninde Belmondo’nun vasiyeti üzerine Le Professionnel filminin müziği çalınmıştı.

Bestekar Bekat ile söyleşirken dünyaca ünlü Yunan sanatçı Mikis Theodorakis’tende söz ettik. Son yolculuğuna binlerce kişi katılmış ve ona “Sana şarkılarınla veda ediyoruz” demişlerdi. Theodorakis’in ölümü nedeniyle Yunanistan’da üç günlük yas ilan edilmişti. Yunanistan Cumhurbaşkanına göre de Mikis Theodorakis her zaman kendileri ile olacak ve ortak hafızalarına kök salacaktı.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’da “Evrensel bir Yunan” dediği Theodorakis’i sonsuzluğa uğurladıklarını söyledi.

Biz de sanatçılarımızı böyle uğurlayabilsek diye düşündüm.

Dünyanın başka ülkelerinde yaşayan örümcek kafalı insanlar ise halen şarkılarımızı bile yasaklamak-susturmak peşindeydiler.

Sayın Bekat telefon numarasını bana verdiğinde “telefonum 100. Yıl marşı ile açılır” dedi.

Bir kez daha Cumhuriyetin sonsuza dek yaşayacağına inandım.

Bir de bir Meksika Atasözünü anımsadım: “Bizi gömmeyi denediler, fakat tohum olduğumuzu unuttular”

Sahilden ayrıldım. Yorulmuştum. Bir banka oturup gazeteleri okumaya başladığımda Sedat Ergin’in Hürriyet’te içimi acıtan dramatik bir yazısını okudum.

Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu idam sehpasındayken, heyecandan eli titreyen cellada konuşmuş:

“Oğlum ne titreyip duruyorsun…İlmik senin değil, benim boynuma geçecek…”

Bir insan düşünün; son anında anacığının ve ailesinin kendisi idam edilirken korkaklığa düşmediğini bilmelerini istiyor.

Son nefesini verirken 51 yaşında olan Zorlu’nun son sözleri ve son eylemi ise şöyle anlatılıyordu:

Sonra adeta kendisini uçsuz bucaksız bir boşluğa atar gibi, “Allah memleketi korusun, haydi Allahaısmarladık’ dedikten sonra ayaklarının altındaki sandalyeyi itmek işini de kimseye bırakmadı.

Boyu uzun olduğu için ayakları masaya basmıştı. Cellat masayı itti. Ona bu kadarcık da iş düşmüş bulunmasaydı, Zorlu sanki asılmış değil, intihar etmiş gibi olacaktı.”

Yıllar sonra, idam edilen bu insanların acısını ve siyasal düşüncelerini paylaşan bir partinin mensupları bu kez Üç Fidan’ın darağacına gönderilmeleri için:

“Üç bizden, üç sizden” diye oy kullanmışlardı!..

“Banktan kalktım. İleride küçük bir Pazar kurulmuştu. Ayşegül’de, komşusu Güler Hanım’da bize pazarın marketlerden bile daha pahalı olduğunu söylemişlerdi. Gerçekten fiyatlara baktığımda söylenenler doğruydu.

Hey şey neredeyse el yakıyordu. Geçen yıla göre salatalık yüzde 128, kabak yüzde 87, taze fasulye yüzde 68 oranında yükselmiş.

Hem üretici ve hem de tüketici hallerinden memnun değiller.

Akşam olmuş, tepedeki ormanlık alana karanlık çökmüştü. Ve ben bir yaşımı daha geride bırakmıştım.