URFA TARİHİNDEKİ İLK SU BASKINI

Selahattin E. Güler

“201 yılında (Süryani takviminde 513 yılı) su baskınının gerçekleştiği sıralarda Edessa tahtında Ma‘nu oğlu VIII. Büyük Abgar (177-212) bulunuyordu. Hiç beklenmedik bir zamanda kralın büyük sarayındaki su kaynağı geleneği dışında güçlendi ve aniden patlak verdi. Gittikçe yükselen sular her tarafı kaplayıp doldurdu. Sarayın avluları, eyvan ve salonları su içinde kaldı. Bu sahneyi gören Kral Abgar, hemen üzerinde sarayın bulunduğu dağın tepesine çıktı ve nöbetçilerin oturduğu yere geldi. Burada ustaların ve işçilerin yanına oturup suların coşkun gücünü seyretmeye başladı. Diğer taraftan da mühendisler ve danışmanlar bir araya toplanmışlar, gittikçe artan sulara karşı neler yapabileceklerini düşünüyorlardı.

Sarayın patlayan su kaynaklarının kapaklarından başka, geceleyin aniden büyük ve güçlü bir yağmur da yağmaya başladı. Gece boyu devam eden yağmur suları ve diğer sular birbirine katılarak Daysan Nehri’ne (Karakoyun Deresi) doğru akmaya başladı. (O sırada nehrin suları Halepli Bahçesi’nden geçip Balıklıgöl’e dökülüyordu).

Bu büyük su kitlesiyle taşmış olan nehrin suları, sarayın merdivenlerine kadar çıkmış ve çengellerle birbirine bağlı demir kapılara dayanmıştı. Az sonra bu kapıları da kıracak olan sular kente doğru akmaya başladı.

Bu tufan karşısında oldukça şaşıran Kral Abgar, “İranlılar Burcu” olarak anılan büyük bir burcun üzerinde duruyordu. Yanan meşalelerin yardımıyla suların kente girdiğini görünce, suların nehre akması için hemen kentin batısındaki sekiz adet bent kapağının açılmasını emretti. Ancak görevliler daha kapaklara ulaşamadan sular kapaklara çarptı ve kırılan kapaklardan kente doğru akmaya başladı.

Sular, efendimiz kralın büyük ve muhteşem sarayını yıktı ve önüne ne geldiyse hepsini alıp götürdü. Kentin güzel binaları, evleri, nehre yakın olan her şey, hatta (Balıklıgöl ile Mevlid-i Halil Camii arasında olduğu sanılan) “Hıristiyanların Kilisesi” bile ne yazık ki yerle bir oldu. 2000’den fazla insan gece uyurken, boğularak ya da enkaz altında kalarak hayatını kaybetmiş olduğundan bütün kent feryat ve ağıt sesleriyle dolmuştu.

Bu acıklı sahnelere dayanamayan Kral Abgar, o anda kentin tüccarlarının ve alışveriş yapan herkesin işyerlerini ve dükkânlarını kentten çıkarmalarını; mühendis ve mimarların kentin dışında gösterecekleri bir yere yerleştirmelerini ve nehrin ne kadar kabarabileceğini tespit edip öğrendikten sonra işyerlerini ve dükkânlarını kurabileceklerini ahaliye emretti.

Bundan başka, nehrin etrafında ve yakınında hiç kimsenin işyeri veya dükkân gibi bir pazar yeri kurmamasını da tembih etti. Bu arada derenin genişletme çalışmaları da başladı; ancak nehir 25 yerden suları alıp topladığı için eski genişlikte kalmıyor ve genişliği az geliyordu.

Bu olay geçtikten sonra Kral Abgar kendisine yazlık ve kışlık olmak üzere iki yeni saray yapılmasını emretti. Kral Abgar’a ait kışlık saray, bugün kalenin üzerinde bulunduğu tepeye (Beth Tabara: Nakışlar Evi) inşa edildi. Kral, kış boyunca burada kalacaktı. Yazlık saray ise su kaynaklarının (göllerin) yanına inşa edildi. Bununla birlikte kralın asilzadeleri de kendileri için kraliyet sarayının yanında Beth Sahraye olarak çağrılan Yüksek Cadde’de birer bina yaptılar.

Kral Abgar daha sonra, kent nüfusunun artması ve ekonomisinin de gelişmesi için gerek kentte oturanlara ve gerekse köy, çiftlik ve kasabalarda oturan halka beş yıla kadar vergi affı çıkardı.”

KAYNAK: Chronica Minora I, Guidi I, Corpus Scriptorum Christianorum Orientalium, Scriptores Syri I, ed. Rene Draguet, Louvain 1903.