Okuldaki çocuklar renge renk giysiler içinde, kimi prens, kimi asker, kimi çete- folklorik kıyafetler giyinmiş, cıvıl cıvıl renklerle 23 Nisan provaları yapıyorlardı.

Onları bir köşede boynu bükük izliyordum…

Aksak ayakla basan özürlü bir çocuktum…

Kıyafet olsa bile, resmi geçitten yürüyerek geçmeyi kabul etmezdim.

Ya kendini bilmez biri bağırırsa!

O zamanlar öyleydi birileri arkandan seslenirdi…

Karmaşık duygu selinde boğuluyordum.

Hani “Gözün yol kesiyor” derler ya…

Karşındakine bakarsın ama başka âlemlerde, deryalara dalmışsındır…

ışte öyle bir anda babam beliriverdi…

Yanında zincirli ve üç tekerlekli bir bisiklet vardı.

Benim mi? “hayır, kiraladım” dedi

O zaman kiralık bisikletler vardı.

-N’olacak “23 Nisan bayramına katılacaksın.”

Bir bisikletle geçide katılmak bana pek mantıklı gelmedi.

Sonra babam dükkânımızın yanında bulunan marangoz da yaptırdığı iskeleti, bisiklete monte etti, dolgu yaptı, boyadı…

Sonunda bisiklet kukla at görünümüne dönüştü.

Terziydi hem de iyi bir terziydi, o gece bana kıyafet dikmek için, dükkânda çalışanlarla birlikte sabaha kadar çalıştı…

Sabah kalktığımda at kılığına girmiş bisikletim… Roma döneminden esinlenerek imal edilmiş naylon oyuncak kılıcım… Kalpağım, pelerinim, kurtuluş savaşından kalma rütbeli asker üniformam, hepsi hazırdı.

Okula ulaştığımda ilgi odağı olmuştum, çevremde çember oluşmuş, herkes beni izliyordu.

Resmigeçit takındaki bayraktarın hemen arkasında, ön sıra da yer verdiler.

Tam Valinin önünden geçerken, bana tembih edildiği gibi: naylon kılıcımı çıkarıp öne doğru savurarak bağırdım…

YA ıSTIKLAL YA ÖLüM!

Tören sonrası okul müdürü bir konuşma yaptı…

“23 Nisana hazırlanan okullar arasında 1. seçildiniz”

Meğer o yıllarda bütün okullar “l. seçilirmiş”.

O günkü halimi anlatmaya “mutluluk” kelimesini bugün bile yetersiz buluyorum.

Özürlüydüm, ama babam vardı.

Yere düştüğüz de veya aksadığınızda yanı başınızda üç tekerlekli bisikletle beliriveren o periye hak ettiği değeri yaşıyorken verin; zira periler hayata karşınıza bir defa çıkar.

Babalar günün de seni rahmet ve minnetle anıyorum; Mustafa DışLı…

********

Bu ara müze soymak moda

Değerli tarihi eserleri, sikkeleri sahteleriyle değiştirme moda oldu.

Kaşıkçı elması sahtesiyle değiştirildi mi?

şüphesi hala devam ediyor.

şanlıurfa’da müzenin durum ne?

Bilene sormak lazım?

Kimse yanlış anlamasın.

şöyle bir kontrol etmekte fayda var.

Öyle değil mi?

*******

M.Hulusi Öcal’a Cevap!

“Aha çatmadığı koca çınar kalmıştı” diye meraklanıp, okuyasınız diye bu başlığı kullandım.

O Koca çınar dediğimiz muhterem insan, her gün küçük çantasına günlük gazete, kitap, dergi, doldurur, okuruna doğruları aktarma adına çalışır didinir durur.

Kendisi hep sessiz durur.

Ama yazıları konuşur.

Edebiyat üslubunu irdeleyecek birikimim yok…

Keşke olsaydı. Değil birkaç satır, kitap bile yazardım.

ıMDı!

Kof şiir geceleri hazırlayan, eli kalem ve mikrofon tutan, her etkinliğin altında organizatör olarak çıkan zatlar!…

Yarın değil, bugün; Hulusi hocanın Sanatını kutlayacak bir etkinlik düzenleseniz nasıl olur?

Nerden çıktı bu demeyin.

40. sanat yılı kutlayanlardan falan bahsetmek istemiyorum…

Öneriyi ben yaptım ya!

Yapacakları varsa da yapmazlar.

Değerlerimizle yüzleşmekten korkanlara sesleniyorum:

Gelin Hulusi Hocamızın yarım asırdan fazla olan sevdasını bir masal gecesi ile kendisine sunalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.