SİVRİ SİNEĞİN SESİ

Mahmut Çepoğlu

“Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az “sözü zaman zaman anlatılmak istenen konunun anlaşılmaması halinde söylendiğine tanık oluruz. “Anlayana sivrisinek saz” deyip gerisini getirmesek bile konu anlaşılır. Ancak “anlamayana davul zurna az” denildiğinde bu kısım anlayışı kıt olanlara, söyleneni anlamayanlara, söylenenden, yazılandan, görülenden ders alamayanlara kısacısı; aptal, bunak dediğimiz kişiler içinde söylemekten geri kalmayız. Anlayışlı, arif, kamil insanlar için elbet söylenecek söz yoktur.

Dolaysıyla atasözümüz sazlı, sözlü, davullu zurnalı ve kafiyeli bir şekilde söylenmesine rağmen, anlayışlı ve anlayışsız kişileri kast etmek için uydurulmuş. Sivri sineğin vızıltısı ne zamandan beri saz olmuş bilmiyorum ama çevreye, insanlara verdikleri zararların söylenmesinde yazılmasında yarar vardır, sanırım.

Konu sivrisinek olunca, sivri sineğin yeryüzündeki ilk kahramanlığını anlatmadan geçmeyeceğim. Hz. ıbrahim’le Nemrut arasında, tek tanrı inancından dolayı çıkan savaştan Hz. ıbrahim’in askeri olan sivrisinekler Nemrut’un askerlerini telef ederken aksak mı desem, topal mı desem, yoksa özürlü mü desem… Bir sivrisinek bir şekilde Nemrut’un sarayına kadar girip burun deliğinden beynine yerleşir. Gel keyfim gel…Efsaneden edindiğimiz neticeye göre Nemrut denilen, ilahlık iddiasında bulunan bu zalim hükümdar’ın ölümüne sebep olan bu sivrisinektir.

Gerçekten sivri sineklerden bir tanesi burundan beyninize değil bir odada bir gece olursa, o incecik sesi insanı rahatsız etmeye yeter artar bile…Mutlaka onu bulup haklamak gerekir, yoksa o gece rahat uyku yok. Altyapısı olmayan varoşlardan çıktığı gibi, hayvan ahırları çöplerin toplama merkezlerinde yaşayan ve üreyen her türlü haşere halk arasında büyük tedirginlik yaratmaktadır.. Temiz bir çevre, sağlıklı bir ortam sağlama anlamında verilen uğraşlara rağmen bu hayvan bir türlü Urfa’dan vazgeçmiyor. Son dönemlerde temizlik hizmetlerinin büyük bir ivme kazandığını görebiliyoruz.

Pamuk tarlalarında, bataklık ve yeşilliğin bol olduğu, kirli suların aktığı yerlerde sivri sineğin çok oluşu ve ısırması normal karşılanır. Her yöreye göre ayrı önlemler alınır. Pamuk tarlalarında ırgatlar çadırlarını kurdukları yerlerde kocaman ateş yakıp duman çıkararak sivri sinekleri kovdukları gibi gece uyumak için bir esinti bekler ki sivri sinekler dağılsın. Buna Çukurova’da rastladım.

Ateş yakan ırgatlar Tarihin sayfalarına gömülü bulunan Zerdüşt dini inancı gereği tapılan kutsal sayılan ateş bu kez sivri sineklerden korumakta kullanılmaktaydı. Kava’nın yaktığı bir özgürlüğün simgesi olarak harlanan ateşin etrafından oynarlar ve yorulunca da yataklarına çekilirlerdi.O yorgunluğa karşı sivrisinek değil yılanın farkında bile olmadıklarını söylerlerdi.

Sahil boylarında tel kafesler, çeşitli isimler altında çıkarılmış sivri sineklerden korunmak için ilaçlar, elektrikli aletler, hepsi rahat bir uyku uğruna… Öteden beride kullanılan ince tülden yapılan her yatak için ayrı kurulan “cibinlik” dediğimiz minyatür çadırlar yine bu sivri sineklere karşı önlem almak içindi. Yinede onların bıraktığı sıtma gibi hastalıklardan kurtulmak olanaksızdı. Çünkü mevsimlik işçiler gittikleri her yere birer taşıyıcı oluyorlar.

Sivrisinekten söz açılmışken Tatarcık sineğinin ısırdığı yerde bıraktığı mikropla “şarkçıbanı” dediğimiz yarayı görmezden gelemeyiz. Bu yaraya karşı önlem alamadığımız için onun bıraktığı, yüzümüzü cildimizi bozan yarayı tedavi edememenin sıkıntısıyla “güzellik” demişiz adına…

Daha başka sivrisinekleri de tanımak ister misiniz? Kimileri bunlara “mekanik sinek” kimileri “teknik sinek” diye isimlendirilir. Bir zamanlar “al bir mobilyet yaya kalma rahat et” dedikleri iki tekerlekli, çevreyi rahatsız etmeden, zarar vermeden edemeyen, yayanın, sürücünün korkulu rüyası mobilyet. Nereden ne zaman çıkacağı belli değil. Bir bakarsın bir arabaya toslamış, bir bakarsın yayaya çarpmış, bir bakarsın dengesini kaybetmiş, kendisi düşmüş. Gürültüsü kendisinden kat kat fazla. Alınıp satılması kadar çalınması çok kolay. Her sokakta her caddede her an karşı karşıyasınız. Peki niçin bizim bu yörede mobilyet daha fazla derseniz? Bu gelişmemiş toplumun özelliğidir. Gelişmiş bir toplumda kışın karda, yağmurda, çamurda bunlara binilir mi? Bu köy yollarında ve yazın kullanılır. Üstelik kadın ve iki üç çocukla hiç binilmez. Hem de trafikte kasksız hiç olmaz. Kazaya davetiye çıkaranlar derseniz haklısınız.

Kimi zaman küçük çocukların kullandıkları gibi bazı haylaz gençlerin mobilyet tutkunlarının sırf artistik davranış ve akrobasi hareketlerle yarış için kullananları af etmek ne ailelere yakışır ne de görevlilere yakışır. Bu konuda uyarıları sıklaştırmalı trafiği aksatmalarına müsaade edilmemelidir.

şimdi bakıyorum yeni türleriyle sokaklar caddeler tıklım tıklım. Her ne kadar yeni çıkanların olgun bir görünümü var ise de; onun görünümü değil sürücünün kişiliği önemli… Daracık sokaklarda cambazlık yapanlara rastlıyoruz. Herkesi bekleyen tehlikelerden biridir dersek yeridir.