
İbrahim Halil Okuyan
7 Şubat 2012
Parev Ermenice “Merhaba” demek. Hiç düşündünüz mü ya da bilen var mı içinizde “Merhaba” ne anlama geliyor diye?. Çok ilginç bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı var. Bunu öğrendikten sonra karşınızdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı olacaktır sizin için. Gelelim yazımızın kahramanı “Sevan İnce’”nin hikâyesine. Sevan İnce, 21 Ocak 2009 günü, Kadıköy çarşı içindeki Surp Takavor Ermeni kilisesine geldi, Ceketini çıkarttı, Katladı, Bir kenara koydu. Mektubunu duvara iliştirdi, Ardından ‘Dede Yadigârı’ silahı çıkartarak şakağına dayadı ve işleri nedeniyle düştüğü bunalımdan kendisini kurtaracak son hamleyi yaptı. Kaldırıldığı hastanede iki gün sonra öldü. Biz onun yaşadığından haberdar değildik ki, Ölümünden haberdar olalım. Ama gelin isterseniz bu eksikliğimizi şimdi giderelim. Ermeni’den çok Ermenici geçinmeyi ekmek kapısı yapanların yaygara kuşatması altında sesini duyuramamış olan gerçekten Ermeni asıllı yurttaşımız Sevan İnce’nin bir mektubunu birlikte okuyalım ve ondan habersiz oluşumuzdan kaynaklanan borcumuzu kısmen de olsa ödemeye çalışalım. Sevan İnce aşağıdaki mektubu, Orhan Pamuk’a Nobel ödülü verilmesinin ve de Fransa’nın soykırım iddialarına karşı çıkılmasını suç sayan bir yasa çıkartma girişiminde bulunmasının az öncesinde, Ekim 2006’da, yazmış. Mektup şöyle: “Biz 4 Ermeni arkadaş, Geçen akşam dernekten çıkmış, Galatasaray’ da nargile keyfi yapıyorduk. Laf döndü dolaştı malum konuya geldi. Baktım, herkes aynı husustan dertli: Ermeni asıllı bir Türk ve Sade bir T.C. Vatandaşı olarak Dünya’ya ses nasıl duyurulur? |
Ünlü bir sanatçı, politikacı veya bir dernek başkanı değilsin ki mikrofon uzatıp röportaj yapsınlar.
Gazeteci değilsin ki fikirlerini köşenden dünyaya duyurabilesin.
İyi de, biz bu işten sıkıldık.
Bizim yerimize, bilir bilmez herkes konuşuyor.
Bir tarafta “Ermenilere Soykırım Yapılmıştır” diyenler;
Diğer yanda “Soykırım Yoktur” diyenler.
Şimdiki moda ise “Tarihçilere Bırakalım” diyenler..
Soykırım yapılmıştır diyenlere bakıyorum,
Hepsi ya kindar Ermeni diasporası mensubu,
Veya bunlardan çıkarı olan siyaset erbabı.
Yoktur diyenlere bakıyorum,
Bu konuda derin bir bilgileri yok ama adettir diye reddediyorlar. Tarihçiler deseniz, neyi ortaya çıkartacaklar, Allah Aşkına? Soykırımın belgesi mi olur?
Es kaza ortaya bir belge çıksa,
Muhakkak karşı bir de belge çıkar,
Tartışma sonsuza kadar sürer gider.
Gerçeği, benden ve benim gibilerden başkası bilemez.
Bizler, hadiseleri birinci ağızdan dinlemiş kişileriz.
Bizler Türk Ermenileriyiz.
Türk Ermenilerinin Harici Ermeniler ‘den çok ciddi bir farkı vardır. Bizler, tehcir sırasında, ya Türkiye’de kalmışların veya tehcir bitiminde Türkiye’ye geri dönmüşlerin torunlarıyızdır.
Bizler tek tip hikâye dinlememişizdir.
Diaspora Ermenisi sadece “Ölüm Hikâyesi” bilir.
Olaylardan sonra geri dönmemiş ve komşularının mahcup yüzlerine tanık olmamıştır.
Onlar, bu ölümler için bütün Türk’leri suçlarlar.
Olayları sadece soykırım olarak nitelerler.
Türk Ermeni’sinde ise daha bol ve daha değişik hikâyeler vardır:
Mesela, dedem, Erzincan’daki çiftliklerinden abisinin alınıp götürülüşünü ve onu kurtarmak için başçavuşa bir eşek yükü altın fidye verdiğini anlatırdı.
Ne abi dönmüş ne de altınlar.
Anneannem, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci yapıldıklarını anlatırdı.
Üniformalarını yabancı lisan konuşanlar getirmiş.
Büyükbabam, Kayseri’de tüm sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı Yüzbaşı’sı Sinan’ı ağlayarak anlatırdı.
Sayesinde o sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş.
Bizler, katliam hikâyeleri dinlediğimiz gibi,
Bir Ermeni arkadaşı tehcire giderken askerin önüne yatan Türklerin veya yurtlarına geri döndüklerinde onlara tekrar kucak Açan Türk komşuların hikâyeleri ile de büyüdük.
Onun için “Bize Sorulsun” diyorum.
Kimse bizden daha objektif olamaz.
Bu hadisenin bir uzun anlatımı vardır bir de kısa anlatımı.
Kısası şudur:
Tebaanın bir kısmı emperyalist güçlerin gazına gelip ayrılıkçılık yapmıştır.
Buna kızan Osmanlı hükümeti bölgede tehcir kararı almıştır.
Günün şartlarına göre tehcir (göç) zor koşullar altında gerçekleşmiştir.
Sürgünler, çoluk çocuk muhtelif şekillerde kırılmış ve kıyıma uğramıştır.
Bu kırılma hastalık ve açlık sebebiyledir.
Kıyım ise Osmanlı askeri tarafından organize bir şekilde yapılmamıştır.
Hastalık dışındaki bu ölümler,
Münferit olaylardır ve sürgünlerin yanlarında götürdükleri altın paraları gasp etmeyi amaçlayan bölgenin eşkıyaları tarafından yapılmıştır.
Başka cephelerde de savaşmakta olan Osmanlı askerinin sürgün esnasındaki cinayet olaylarını önleyecek sayıda ve güçte olup olmadığı da bir tartışma konusudur.
Hal bu iken,
O bölgede bu olayların cereyan ettiği esnada,
Ülkenin batı bölgelerinde yaşayan Ermenilerin aynı şekilde bir zulme uğramadığı göz önüne alınırsa,
Buna bir soykırım denemez.
Pek çok başka kelime söylenebilir; soykırım hariç.
Kaldı ki,
Söz konusu 1,5 milyon Ermeni sayısı, Ölü sayısını değil kayıp sayısını ifade eder.
Biz Türk Ermenileri, iyi biliriz ki:
Anadolu,
Bu olaylar esnasında veya sonrasında,
Müslüman olmuş Ermenilerle doludur.
Bu kişiler, daha sonra serbest olmasına rağmen kendi dinlerine dönmemişler ve geçmişlerini gizledikleri için kayıp hanesine yazılmışlardır.
Sözün kısası budur.
Konuşmak gerekirse biz konuşur olayların uzun hikâyesini anlatırız. Bu konuda bizlerden daha iyi tarihçi de olmaz.
Fransızlara gelince.
Onlara da küflü peynir yemek düşer.
Kalın sağlıcakla
Sevan İnce
İstanbul 6.Ekim.2006 ”
*Alıntıdır.
Saygılarımla.
İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
8.Şubat.2012 Şanlıurfa