Ümit Yaşar Oğuzca’nın şiirini okuyorum:

“Bir deli rüzgâr da benim ülkeme esse,

Bunca acıyı, kaderi, kalp kırıklıklarını alıp götürse…”

Oğuzca’nın şiirini okurken o deli rüzgarları düşünüyorum.

Bir ağacın gölgesinde bağrımıza esen rüzgârın verdiği keyfi düşünüyorum.

İhmal ve sorumsuzluklarımızdan çıkan yangınlarda rüzgâr önce fırtınaya dönüştü sonra yangınları körükledi ormanlarımız canımız ciğerimiz yeşil vatanımız, evlerimiz, işyerlerimiz, bahçelerimiz, tarlalarımız, hayvanlarımız, insanlarımız canımız ciğerimiz yandı.

Tek sözcükle inanılamaz boyutta korkunç bir felaket yaşadık.

Önce her yıl yaşadığımız bu korkunç olay için bu kadar hazırlıksız olduğumuza inanamadık. Her yıl ciddi olarak orman yangınıriski altında olan bir ülkenin bu yangını söndürmek için yeteri kadar önlem almaması büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Bu sorumsuzluk ülkeye giderilmesi uzun yıllar sürecek çok büyük ve onarılması zor zararların oluşmasına neden olmuştur. Yangınların ilk günlerinde çaresiz bir seyirci gibi tribünlerdeydiksanki. Sonra güzel insanlarımızın feryadı, çabaları ile biraz canlandık. Bir kez daha felaketlerden önce uyuyan toplumsal bilincimizin de felaketlerden sonra nasıl olumlu bir çabaya dönüştüğüne tanık olduk.

Türkiye’de bilimsel anlamda ormanla ilgili ilk düzenlemeler 1937 yılında çıkarılan 3116 Sayılı Orman yasası ile yapılmıştır. Bu yasanın amacı ormanları korumak ve yeniden orman yetiştirmektir.

Sonradan bu yasayı değiştiren tüm yasalar orman sınırlarını daraltmıştır. Yani siyasi çıkar sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır.

Örneğin önce makilikler orman dışına çıkarılmış, özel ormanlar sahiplerine geri verilmiştir. 1956 yılında çıkarılan 6831 sayılı kanunla da su ve toprak rejimine zarar vermeyen alanlar orman dışına çıkartılmış ve orman köylülerinin bu yerlere yerleşmeleri sağlanmıştır.

Özetle çıkarılan her yasa ormanların aleyhine olmuştur. 2010 yılından sonra da orman yasasında 20 farklı değişiklik yapılmıştır. 2 b uygulaması ile de orman alanlarındaki yapılaşma yasallaşmıştır.

Siyasetin hatası doğayı korumak, bunun için gerekli önlemleri almak iken, doğadan bozarak rant elde etmektir. Son yıllarda altın arama çalışmaları, termik santral kurma girişimleri, sanayi tesisleri, imar afları, 2 b uygulamaları, maden ocakları açma, orman ve kıyı şeritlerinde beş yıldızlı oteller yapma, tatil köylerine izin verme şeklinde uygulamalar yapılırken gelecekteki riskler göz önünde tutulmamıştır.

THK UÇAKLARI ve 4 MİLYON DOLAR’

 

Elimizde yeteri kadar yangın söndürme uçakları olmadığı için zamanında müdahale edemedik. THK’nın elinde CL-215 tipi 6 adet yangın söndürme uçakları bulunuyor. Bakan Ekrem Pakdemirlibunların “antika” haline geldiklerini söyledi; bir kısmının motoru yokmuş, öbürleri hurdaymış, teknolojisi eskiymiş…

THK’nın eski Merkez Denetleme Kurulu Başkanı Bayram Duman da şu açıklamayı yaptı:

Avrupa’da İspanya, İtalya, Fransa, Yunanistan ve Amerika aynı uçakları kullanıyorken bizim uçaklarımız niye antika olsun? Yedek parçaları takıldığı zaman, genel bakımı yapıldığı zaman sıfır uçak gibi uçmaya devam ederler.”

THK’nunKayyım Başkanı Cenap Aşçı ise bu uçakların yangın söndürmede kullanılabilmeleri ve bakımı için

Uçakları kaldırmam için 4 milyon dolar lazım!” diyor.

Somali’ye 30 milyon dolar hibe ederken, kanal İstanbul için kesenin ağzını açarken, Dinayet Vakfımızın  yurtdışı camiler için 39.6 milyon Euro harcama yaparken 4 milyon doların lafı olur muydu?

Yukardaki yardımlarda belki gerekli ama öncelikle 31.398 futbol büyüklüğündeki ormanlarımızın ve içindeki binlerce ağacın, binlerce canlının cayır cayır yanmasını önlemek zorunlu değil miydi?

Çocukluğumda bir özdeyiş öğrenmiştim; “caminin içi dururken, dışı haramdır”

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.